
"Yaşıyor muyum, yoksa anımsıyor muyum, bilmiyorum artık."

Albert Camus, Tersi ve Yüzü’ndeki metinleri yirmi iki yaşının acemiliğiyle yazdığını açıkça kabul eder. Yazarlık tekniği bakımından bu küçük kitabı kusursuz saymaz; buna karşılık sayfalarda daha sonraki eserlerinde bulunandan daha çıplak bir gerçek sevgi olduğunu düşünür. Gençlik deneyiminin dolaysızlığı, kitabın hem sınırı hem de kalıcı gücüdür.
Camus yıllar geçtikçe kendi zayıflıklarını ve sınırlarını daha iyi tanıdığını söyler. Yaşlanmak, dünyayı bütünüyle çözdüğü anlamına gelmez. Dostun yüzünü ve düşmanın suratını gösteren iki sakin meleğin düşlerin eşiğinde belirmesi, sevgiyle çatışmanın, yakınlıkla yabancılığın aynı yaşam bilgisinde buluştuğunu düşündürür. Olgunluk, gençliğin sezgisini geçersiz kılmaz; ona yeni bir mesafe kazandırır.
Bu erken metinlere geri bakış, yazarın geçmişini düzeltme veya inkâr etme çabası değildir. Acemilik ile sahicilik arasındaki gerilim korunur. Tersi ve Yüzü, Camus’nün sonradan geliştireceği düşüncelerin tamamlanmış bir özeti olmaktan çok, onları besleyen duyarlılığın ilk kaydıdır. Yazar, gördükleri ve öğrendikleri çoğalsa da yaşam hakkında gençken söylediğinden daha fazlasını bilmediğini belirtir. Kitap böylece deneyimin insanı değiştirdiği, fakat varoluşun temel sorularını tamamen çözmediği düşüncesini taşır.
Bookspace topluluğundan 3 gönderi

"Yaşıyor muyum, yoksa anımsıyor muyum, bilmiyorum artık."

“Ne zaman dünyanın derin anlamını sezer gibi olduysam, onun basitliği şaşırttı beni.”

“Dünyanın derin anlamını duyar gibi olduğum her seferde, onun basitliği şaşırttı hep beni.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş