
Hayat insanı büyük, görkemli trajedilerle yıkmaz; sabah yürürken ayakkabına kaçan o küçük taş gibi, son derece sıradan, sinir bozucu ve absürt detaylarla yavaş yavaş tüketir. ( Yatak düşerek kalktım lakin sizi selamlamayı unutmadım)

Yaşamın yaşanmaya değip değmediği sorusu, Albert Camus'nün Sisifos Söyleni boyunca sürdürdüğü kapsamlı ve etik felsefi araştırmanın başlangıç noktasıdır. Camus, insanın anlam arayışı ile dünyanın bu arayışa sessiz kalması arasındaki gerilimi “saçma” kavramıyla ele alır. İntihar meselesi bu nedenle soyut bir tartışma değildir; anlamsızlık duygusuyla karşılaşan kişinin yaşam karşısında nasıl bir tutum alabileceğini sınar. Tarihten ve edebiyattan örnekler, farklı yaşama biçimlerinin bu temel çatışmaya verdiği yanıtları görünür kılar.
Kitabın merkezindeki mit, tanrılar tarafından taşı her seferinde yeniden aşağı yuvarlanacak şekilde tepeye çıkarmaya mahkûm edilen Sisifos'tur. Görevin boşunalığını bilmesine rağmen taşı kaldırmayı sürdürmesi, yenilgiyi onaylamak yerine bilinçli bir direniş biçimine dönüşür. Camus için insanın özgürlüğü, dünyanın kesin bir anlam sunmamasını dürüstçe kabul edip yaşamaktan vazgeçmemesinde belirir. Başkaldırı, sonuç garantisi veren bir çözüm değil, kötülük ve umutsuzluk karşısında sürdürülen bir tavırdır. Sisifos Söyleni, varoluşun saçmalığını inkâr etmeden yaşama bağlı kalmanın imkânlarını araştıran; mit, edebiyat ve felsefi denemeyi aynı düşünce çizgisinde birleştiren temel bir eserdir.
Bookspace topluluğundan 18 gönderi

Hayat insanı büyük, görkemli trajedilerle yıkmaz; sabah yürürken ayakkabına kaçan o küçük taş gibi, son derece sıradan, sinir bozucu ve absürt detaylarla yavaş yavaş tüketir. ( Yatak düşerek kalktım lakin sizi selamlamayı unutmadım)

“Dünyanın saçmalığını kabul etmek, umudu reddetmek değildir; tersine, saçmaya rağmen yaşamayı öğrenmektir. Sisifos’un taşını yukarı itişini gördüğümde, onu mutlu tasavvur etmeliyim.”

"Nasıl yaşamın uyumsuzluğunu görmek ona tüm aşırılıklara dalma hakkını verirse, yapıtlarının oluşturulmasında da daha büyük bir rahatlık, bir kolaylık verir."

Tepelere karşı tek başına didinmek bile bir insanın yüreğini doldurmaya yeter.Sisifos'u mutlu olarak düşünmek gerekir.

Tüm büyük eylemlerin, tüm büyük düşüncelerin önemsiz bir başlangıcı vardır. Büyük yapıtlar çoğu kez bir sokağın dönemecinde ya da bir lokantanın kapısında doğar. Uyumsuzlukta da böyle. Özellikle uyumsuz dünya soyluluğunu bu zavallı doğuştan alır. Kimi durumlarda neler düşündüğü konusunda bir soruya kişinin "hiç" yanıtını vermesi bir yapmacık olabilir. Sevilen yaratıklar bunu iyi bilirler. Ama bu yanıt içtense, boşluğun çok şeyler anlattığı, günlük devinimler zincirinin koptuğu, yüreğin kendisini yeniden düğümleyecek halkayı arayıp da bir türlü bulamadığı şu garip tinsel durumu belirtiyorsa, o zaman uyumsuzluğun ilk belirtisi gibidir.

“Yaşama nedeni denilen şey, aynı zamanda çok güzel bir ölme nedenidir de…”

Ağaçlar arasında bir ağaç, hayvanlar arasında bir kedi olsaydım, bu yaşamın bir anlamı olurdu, daha doğrusu bu sorunun hiç anlamı olmazdı, çünkü dünyadan bir parça olurdum. Bu dünya olurdum, oysa şimdi bütün bilincimle, bütün yakınlık gereksinimimle onun karşısındayım.

...

“Nietzsche, “Açıkça görülüyor ki gökte ve yeryüzünde başlıca işimiz uzun zaman ve aynı yönde boyun eğmektir; bunun sonunda örneğin erdem gibi, sanat, müzik, dans, us, düşünce gibi, uğrunda yaşam çabasına değen bir şey, değiştiren bir şey, incelmiş çılgın ya da Tanrısal bir şey çıkar,” diye yazdığı zaman, büyük bir ahlakın kuralını gösterir. Ama uyumsuz insanın yolunu da gösterir. Aleve boyun eğmek aynı zamanda hem en kolay hem de en zor şeydir. Bununla birlikte zorlukta boy ölçüşürken, insanın bazı bazı kendini yargılaması iyi olur. Bunu yalnız o yapabilir.”

"Yeni bir başlangıç, sessiz bir karardır.”

"Sisifos'un zaferi, taşın tepeye ulaşmasında değil, onu her seferinde yeniden itmesindedir."

İsteyerek ölmeli mi, yoksa ne olursa olsun umut mu etmeli?

Albert Camus der ki; Sisifos her seferinde kayayı yeniden tepeye doğru itiyor olsa bile onu mutlu hayal etmek gerekir. Tepelere doğru tek başına didinmek bile insanın yüreğini doldurmaya yeter...

Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir.

"La lutte elle-même vers les sommets suffit à remplir un cœur d'homme; il faut imaginer Sisyphe heureux."

Kimileri yaşamak için yaratılmıştır, kimileri de sevmek için.

tepelere doğru tek başına didinmek bile bir insanın yüreğini doldurmaya yeter."

İnsan düşüncesinin bir anlam taşıyabilecek biricik tarihini yazmak gerekseydi, yapılacak şey birbirini kovalayan pişmanlıklarının ve güçsüzlüklerinin tarihini yazmak olurdu.
“Kendi kendime de, dünyaya da yabancıyım, yardım umabileceğim tek şey de bir şeyi kesinlemeye yeltenir yeltenmez kendi kendini yadsıyan bir düşünce.”
“İnsan düşüncesinin bir anlam taşıyabilecek biricik tarihini yazmak gerekseydi, yapılacak şey birbirini kovalayan pişmanlıklarının ve güçsüzlüklerinin tarihini yazmak olurdu.”
“Umutsuzluğun içinde anlam aramak, insanın en asil başkaldırısıdır.”
“Ben, başına bir şeyler gelen kişiyim.”
“Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır: intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir. Gerisi, dünyanın üç boyutlu olup olmadığı…”
“Bu dünyayı bana bi imgeyle açıklıyorsunuz.O zaman dönüp dolaşıp şiire geldiğinizi anlıyorum; hiçbir zaman bilemeyecegim. Buna kızmaya zamanım mı var? Şimdiden kuram değiştirdiniz. Böylece bana her şeyi öğretmesi gereken…”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş