
Hayat insanı büyük, görkemli trajedilerle yıkmaz; sabah yürürken ayakkabına kaçan o küçük taş gibi, son derece sıradan, sinir bozucu ve absürt detaylarla yavaş yavaş tüketir. ( Yatak düşerek kalktım lakin sizi selamlamayı unutmadım)

Sisifos Söyleni, Albert Camus'nün absürd felsefesini en açık biçimde tartıştığı temel denemelerinden biridir. İnsan anlam arar, dünya ise bu arayışa sessiz kalır; Camus, kitabın merkezine tam da bu gerilimi yerleştirir.
Camus, Sisifos Söyleni'nde intihar, özgürlük, başkaldırı ve bilinç kavramlarını edebiyatla felsefe arasında ilerleyen yoğun bir dille ele alır. Sisifos miti, anlamsız görünen tekrarın içinde bile insanın kendi tutumuyla nasıl bir onur kurabileceğini gösteren güçlü bir simgeye dönüşür. Yabancı ve Veba gibi eserleri anlamak isteyen okurlar için bu metin, Camus düşüncesinin ana damarını açar.
Bookspace topluluğundan 15 gönderi

Hayat insanı büyük, görkemli trajedilerle yıkmaz; sabah yürürken ayakkabına kaçan o küçük taş gibi, son derece sıradan, sinir bozucu ve absürt detaylarla yavaş yavaş tüketir. ( Yatak düşerek kalktım lakin sizi selamlamayı unutmadım)

“Dünyanın saçmalığını kabul etmek, umudu reddetmek değildir; tersine, saçmaya rağmen yaşamayı öğrenmektir. Sisifos’un taşını yukarı itişini gördüğümde, onu mutlu tasavvur etmeliyim.”

"Nasıl yaşamın uyumsuzluğunu görmek ona tüm aşırılıklara dalma hakkını verirse, yapıtlarının oluşturulmasında da daha büyük bir rahatlık, bir kolaylık verir."

Tüm büyük eylemlerin, tüm büyük düşüncelerin önemsiz bir başlangıcı vardır. Büyük yapıtlar çoğu kez bir sokağın dönemecinde ya da bir lokantanın kapısında doğar. Uyumsuzlukta da böyle. Özellikle uyumsuz dünya soyluluğunu bu zavallı doğuştan alır. Kimi durumlarda neler düşündüğü konusunda bir soruya kişinin "hiç" yanıtını vermesi bir yapmacık olabilir. Sevilen yaratıklar bunu iyi bilirler. Ama bu yanıt içtense, boşluğun çok şeyler anlattığı, günlük devinimler zincirinin koptuğu, yüreğin kendisini yeniden düğümleyecek halkayı arayıp da bir türlü bulamadığı şu garip tinsel durumu belirtiyorsa, o zaman uyumsuzluğun ilk belirtisi gibidir.

“Yaşama nedeni denilen şey, aynı zamanda çok güzel bir ölme nedenidir de…”

...

“Nietzsche, “Açıkça görülüyor ki gökte ve yeryüzünde başlıca işimiz uzun zaman ve aynı yönde boyun eğmektir; bunun sonunda örneğin erdem gibi, sanat, müzik, dans, us, düşünce gibi, uğrunda yaşam çabasına değen bir şey, değiştiren bir şey, incelmiş çılgın ya da Tanrısal bir şey çıkar,” diye yazdığı zaman, büyük bir ahlakın kuralını gösterir. Ama uyumsuz insanın yolunu da gösterir. Aleve boyun eğmek aynı zamanda hem en kolay hem de en zor şeydir. Bununla birlikte zorlukta boy ölçüşürken, insanın bazı bazı kendini yargılaması iyi olur. Bunu yalnız o yapabilir.”

"Yeni bir başlangıç, sessiz bir karardır.”

"Sisifos'un zaferi, taşın tepeye ulaşmasında değil, onu her seferinde yeniden itmesindedir."

İsteyerek ölmeli mi, yoksa ne olursa olsun umut mu etmeli?

Albert Camus der ki; Sisifos her seferinde kayayı yeniden tepeye doğru itiyor olsa bile onu mutlu hayal etmek gerekir. Tepelere doğru tek başına didinmek bile insanın yüreğini doldurmaya yeter...

Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir.

"La lutte elle-même vers les sommets suffit à remplir un cœur d'homme; il faut imaginer Sisyphe heureux."

Kimileri yaşamak için yaratılmıştır, kimileri de sevmek için.

İnsan düşüncesinin bir anlam taşıyabilecek biricik tarihini yazmak gerekseydi, yapılacak şey birbirini kovalayan pişmanlıklarının ve güçsüzlüklerinin tarihini yazmak olurdu.