
Herkesten çok güldü. Belli ki acı çekiyordu...

Lev Tolstoy'un Savaş ve Barış romanı, Napolyon Savaşları döneminde Rus aristokrasisine mensup ailelerin özel hayatlarını geniş bir tarih sahnesiyle birleştirir. Pierre Bezuhov'un kendine bir yön arayışı, Andrey Bolkonski'nin şöhret ve görevle hesaplaşması, Nataşa Rostova'nın değişen duygusal dünyası; savaş kararları ve toplumsal dönüşümlerle iç içe ilerler. Moskova ile Petersburg salonlarından cephelere uzanan anlatı, büyük tarihsel olayların gündelik ilişkileri ve kişisel seçimleri nasıl değiştirdiğini çok sayıda bakış açısından gösterir.
Tolstoy, komutanların ve hükümdarların iradesini tarihin tek açıklaması olarak kabul etmez; sayısız küçük kararın, rastlantının ve toplumsal hareketin sonucunu araştırır. Aile yaşamı, aşk, kayıp ve ahlaki arayış sahneleri bu tarih düşüncesine insani ölçek kazandırır. Romanın epik genişliği, savaş tasvirleriyle felsefi bölümleri ve yakın karakter gözlemlerini aynı bütün içinde tutar. Barış zamanındaki ev içi kararlarla cephedeki belirsizlikler birbirine yansır; tarihsel ölçek hiçbir karakterin özel sorumluluğunu bütünüyle ortadan kaldırmaz. Salon sohbetlerindeki küçük yön değişimleri, savaş alanındaki plansız sonuçlarla birlikte ele alındığında tarihin tek bir iradeye indirgenemeyeceği düşüncesi daha da belirginleşir. Ailelerin birbirine değen hayatları, toplumsal dönüşümün yalnız resmî kararlarda değil gündelik bağlılıklarda da yaşandığını gösterir. Bu geniş bakış, bireyin anlam arayışını tarihsel zorunluluk tartışmasıyla karşılaştırır ve büyük olayların içinde sıradan hayatların belirleyici ağırlığını hissettirir.
Bookspace topluluğundan 39 gönderi

Herkesten çok güldü. Belli ki acı çekiyordu...

Acıya insanların neden olduğunu düşünme. İnsanlar, onun aletidir."

Okuduklarının yarısını anlamıyordu, sadece çok uzun süredir ona acı veren şeyi bir dakikalığına da olsa düşünmemek için okuyordu.

Orada ne var? Kim var? Orada, boşluğun, ağacın, güneşin aydınlattığı çatının ardındaki ne? Kimse bilmez ama herkes bilmek ister; insan bu çizgiyi geçmeye korkar ama geçmek ister ve bilir ki er geç onu geçmek, orada, çizginin diğer tarafında ne olduğunu öğrenmek zorunda kalacak, orada, ölümün öte tarafında ne olduğunu kaçınılmaz olarak öğrenmek zorunda kalacağı gibi...

“Herkesten çok güldü. Belli ki acı çekiyor.”

Okuduklarının yarısını anlamıyordu, sadece çok uzun süredir ona acı veren şeyi bir dakikalığına da olsa düşünmemek için okuyordu.

Hissedileni sözlerle ifade etmek mümkün değilse konuşmaya ne gerek var?

"İlkbaharda arılar kovanda birbirlerini nasıl öldürürlerse, insanlar da birbirlerini öyle öldürürler. Çatışmanın nedenleri; yaşam alanının darlığı, besin arayışı ya da aynı türün fertleri arasındaki kör çekişmedir. Savaşın arkasında yatan sebepler, doğadaki tüm canlıların birbirini yok etme dürtüsüyle aynı kaynağa dayanır."

Yiyordu, içiyordu, uyuyordu, uyanıyordu ama yaşamıyordu.

Herkesten çok güldü. Belli ki acı çekiyor.

Sana da oluyor mu? dedi. Artık hiçbir şey olmayacakmış, iyi olan her şey geçmişte kalmış gibi geliyor mu?

Biz hem kurtların doymasını, hem de koyunların sağ kalmasını istiyoruz...

İnsanları bize yaptıkları iyilikler kadar değil bizim onlara yaptığımız iyilikler kadar severiz.

“Herkesten çok güldü. Belli ki acı çekiyor.”

“Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünür, ama kimse kendini değiştirmeyi düşünmez.” “Basit bir kalbin sessizliği, savaşlardan daha güçlüdür.”

Yiyordu, içiyordu, uyuyordu, uyanıyordu; ama yaşamıyordu.

Herkesten çok güldü. Belli ki acı çekiyor.

Ne kadar çok günah işliyoruz, ne kadar çok aldatıyoruz ve bütün bunlar ne için?

“Çarın yüreği Tanrı’nın elindedir.” derler. Oysa Çar, tarihin kölesidir.

“Güzellik için sevilmez; sevdiğin güzeldir.”

Okuduklarının yarısını anlamıyordu, sadece çok uzun süredir ona acı veren şeyi bir dakikalığına da olsa düşünmemek için okuyordu.

Okuduklarının yarısını anlamıyordu, sadece çok uzun süredir ona acı veren şeyi bir dakikalığına da olsa düşünmemek için okuyordu.

Ben hayatta sadece iki tane gerçekten kötü olan şey biliyorum: vicdan azabı ve hastalık. İyi olan tek şey de bu kötü şeylerin olmaması.

Yiyordu, içiyordu, uyuyordu, uyanıyordu ama yaşamıyordu...
“Bir kıza evlilik sözü vermek... Onu aldatmak, kaçırmak... Bunun da bir yaşlıyı ya da çocuğu dövmek gibi alçakça bir davranış olduğunu nasıl anlamazsınız...”
“Inan bana, savaştan hemen sonra, hâlâ hayattaysam ve sen beni hâlâ seviyor olursan, seni alev alev yanan göğsüme sonsuza dek basmak içın her şeyi bırakıp yanına koşacağım.”
“Saygın bir adamsa ya niyetini açıkça söylemeli, ya da seninle görüşmeyi bırakmalı.”
“Hayatta o kadar az mutluluk yaşadım ki her kayıp bana ağır geliyor...”
“Herkesten çok güldü. Belli ki acı çekiyor.”
“Ben erkek değilim ki nankörlük edeyim.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş