
Herkesten çok güldü. Belli ki acı çekiyordu...

Lev Tolstoy'un Savaş ve Barış romanı, Napolyon Savaşları döneminde Rus aristokrasisine mensup ailelerin özel hayatlarını geniş bir tarih sahnesiyle birleştirir. Pierre Bezuhov'un kendine bir yön arayışı, Andrey Bolkonski'nin şöhret ve görevle hesaplaşması, Nataşa Rostova'nın değişen duygusal dünyası; savaş kararları ve toplumsal dönüşümlerle iç içe ilerler. Moskova ile Petersburg salonlarından cephelere uzanan anlatı, büyük tarihsel olayların gündelik ilişkileri ve kişisel seçimleri nasıl değiştirdiğini çok sayıda bakış açısından gösterir.
Tolstoy, komutanların ve hükümdarların iradesini tarihin tek açıklaması olarak kabul etmez; sayısız küçük kararın, rastlantının ve toplumsal hareketin sonucunu araştırır. Aile yaşamı, aşk, kayıp ve ahlaki arayış sahneleri bu tarih düşüncesine insani ölçek kazandırır. Romanın epik genişliği, savaş tasvirleriyle felsefi bölümleri ve yakın karakter gözlemlerini aynı bütün içinde tutar. Barış zamanındaki ev içi kararlarla cephedeki belirsizlikler birbirine yansır; tarihsel ölçek hiçbir karakterin özel sorumluluğunu bütünüyle ortadan kaldırmaz. Salon sohbetlerindeki küçük yön değişimleri, savaş alanındaki plansız sonuçlarla birlikte ele alındığında tarihin tek bir iradeye indirgenemeyeceği düşüncesi daha da belirginleşir. Ailelerin birbirine değen hayatları, toplumsal dönüşümün yalnız resmî kararlarda değil gündelik bağlılıklarda da yaşandığını gösterir. Bu geniş bakış, bireyin anlam arayışını tarihsel zorunluluk tartışmasıyla karşılaştırır ve büyük olayların içinde sıradan hayatların belirleyici ağırlığını hissettirir.
Bookspace topluluğundan 11 gönderi

Herkesten çok güldü. Belli ki acı çekiyordu...

Acıya insanların neden olduğunu düşünme. İnsanlar, onun aletidir."

“Herkesten çok güldü. Belli ki acı çekiyor.”

"İlkbaharda arılar kovanda birbirlerini nasıl öldürürlerse, insanlar da birbirlerini öyle öldürürler. Çatışmanın nedenleri; yaşam alanının darlığı, besin arayışı ya da aynı türün fertleri arasındaki kör çekişmedir. Savaşın arkasında yatan sebepler, doğadaki tüm canlıların birbirini yok etme dürtüsüyle aynı kaynağa dayanır."

“Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünür, ama kimse kendini değiştirmeyi düşünmez.” “Basit bir kalbin sessizliği, savaşlardan daha güçlüdür.”

“Herkesten çok güldü. Belli ki acı çekiyor.”

“Güzellik için sevilmez; sevdiğin güzeldir.”
“Yiyordu, içiyordu, uyuyordu, uyanıyordu ama yaşamıyordu. Hayat onda hiçbir etki bırakmıyordu. Hayattan sükunetten başka bir şey istemiyordu ve bu sükuneti ona sadece ölüm verebilirdi.”

"Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünüyor, ama hiç kimse kendini değiştirmeyi düşünmüyor."

“En zor savaş, insanın kendi içindeki savaştır.”

“İnsana en gerekli şey, başkasının hayatına dokunabilmektir.
“Bir kıza evlilik sözü vermek... Onu aldatmak, kaçırmak... Bunun da bir yaşlıyı ya da çocuğu dövmek gibi alçakça bir davranış olduğunu nasıl anlamazsınız...”
“Inan bana, savaştan hemen sonra, hâlâ hayattaysam ve sen beni hâlâ seviyor olursan, seni alev alev yanan göğsüme sonsuza dek basmak içın her şeyi bırakıp yanına koşacağım.”
“Saygın bir adamsa ya niyetini açıkça söylemeli, ya da seninle görüşmeyi bırakmalı.”
“Hayatta o kadar az mutluluk yaşadım ki her kayıp bana ağır geliyor...”
“Herkesten çok güldü. Belli ki acı çekiyor.”
“Ben erkek değilim ki nankörlük edeyim.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş