
İnsanın bir yeri incinince, inadına hep o yerini çarpıp vurduğunu sanır. Oysa aslında zedelenen yerimiz daha çok acıdığı için bize öyle gelir.

Lev Tolstoy'un Diriliş romanı, Prens Dmitri Nehlüdov'un jüri üyesi olduğu bir davada sanık Katyuşa Maslova'yı yıllar önce baştan çıkarıp terk ettiği genç kadın olarak tanımasıyla açılır. Maslova'nın haksız mahkûmiyetinde kendi geçmişinin payını gören Nehlüdov, kararı düzeltmeye ve ona yardım etmeye çalışır. Bu kişisel hesaplaşma onu mahkemelerden hapishanelere, bürokratik makamlardan Sibirya sürgün yoluna uzanan geniş bir toplumsal manzaranın içine taşır.
Nehlüdov'un vicdan azabı romanın hareket noktasıdır; ancak anlatı kurtuluşu tek bir iyilik eylemine indirgemez. Maslova kendi iradesi, öfkesi ve değişimi olan bağımsız bir karakter olarak kalırken, aristokrat kahramanın yardım etme isteği de sınıfsal ayrıcalıkları ve kendini bağışlatma arzusuyla sınanır. Tolstoy, adalet sisteminin mekanik işleyişini, hapishane koşullarını ve dinî-toplumsal ikiyüzlülüğü bireysel dönüşümle birlikte eleştirir.
Romanın adı, manevî bir uyanış ile insanın geçmişteki eylemlerinin sonuçlarıyla somut biçimde yüzleşmesini aynı anlam alanında buluşturur. Nehlüdov'un yolculuğu ayrıcalıklı hayatından uzaklaşırken gördüğü kurumları ve insanları yeniden değerlendirmesine yol açar. Bu nedenle Diriliş, kişisel kefaret anlatısıyla hukuk, mülkiyet ve toplumsal sorumluluk eleştirisini birbirinden ayırmadan ilerler.
Bookspace topluluğundan 9 gönderi

İnsanın bir yeri incinince, inadına hep o yerini çarpıp vurduğunu sanır. Oysa aslında zedelenen yerimiz daha çok acıdığı için bize öyle gelir.

Herkes toprak üzerinde ve toprağın insanlara sağladığı şeyler üzerinde eşit haklara sahipti.

"Bana kalırsa, amacımıza ulaşabilmemiz için başlıca koşul hayale kapılmadan her şeyi olduğu gibi görebilmektir."

Pişmanlık duyarak kötü bir hareketi bir daha tekrarlamamak insanın elindedir. Oysa kötü düşünceler bütün kötü hareketlerin kaynağı olurlar. Kötü bir hareket başka kötü hareketlere yol açmakla kalır; ama kötü düşünceler insanı, karşı konulamaz bir güçle o yola doğru çekip sürükler.

Zararı dokunmaması, yararlı olması için yemeğin acıkınca yenilmesi gerektiği gibi, insanlara da zararın değil de yararın dokunması için, onlarla içinde sevgi duyduğun zaman ilgilenmelisin.

Kusurlu insanlar, kendileri kötü olduklan halde kötülüğe çare bulmak, başka kusurlu insanlan düzeltmek istiyor, bunu zor kullanarak yapabileceklerine inanıyorlardı. Ama bunun sonucu şu olmuştu: Gereksinim diyerek, tutkulu bazı kimseler bu sözde insanlan cezalandırmaya, düzeltmeye yarayan işi meslek edinerek insanları durmadan bozuyorlardı.

Nasıl canın yemek istediği zaman yediğin yemekten zarar değil yarar görürsen, yalnızca sevdiğin zaman insanlara zarar değil yarar sağlamış olursun.

"Başkalarının farkın da bile olmadıklan şeyler üzerinde durduğum için ben mi deliyim, yoksa asıl onlar mı deli? .. " diye sormuştu. Ama böyle adamlar -ki epey çoktular- onu hayrete, dehşete düşüren şeyleri öyle kendine güvenir bir şekilde yaparlardı ve yaptıklarının yalnız gerekli değil, aynı zamanda çok önemli ve yararlı olduğuna o derece inanırlardı ki, onların aklından kuşkulanmak güçtü. Bilincinin yerinde olduğunu bildiği için, kendisini de deli yerine koyamıyordu. Bu yüzden sürekli bir şaşkınlık içinde bulunuyordu.

noluyo şimdi burda
“Onu sevdiğini fark ettiğinde, bu sevginin kendisini değiştirdiğini gördü. Artık dünya aynı dünya değildi; her şey onun varlığıyla anlam kazanmıştı.”
“Kendine inandığı sürece hep insanlar tarafından ayıplanmışken,başkalarına inandığında çevresindeki insanların övgüsünü kazanıyordu”
“Yıllar değil, bir hayat geçti." Lev Nikolayeviç Tolstoy”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş