İtiraflarım, dışarıdan eksiksiz görünen bir hayatın içinde büyüyen anlam krizini doğrudan ve sarsıcı bir sesle açar. Lev Tolstoy, ailesi, çocukları, geniş mülkü, çevresinden gördüğü saygı ve yazarlık ünü yerindeyken yaşamdan uzaklaşma isteği duyduğunu saklamaz. Avlarda silah taşımaktan kaçınması ve kendisinden ipi gizlemesi, düşünsel sıkıntının gündelik davranışları belirleyen somut bir tehlikeye dönüştüğünü gösterir.
Metnin etkisi, anlatıcının bu durumu ne maddi başarısızlıkla ne de bedensel güçsüzlükle açıklayabilmesinden gelir. Tolstoy, çalışabildiğini, zihninin açık ve bedeninin güçlü olduğunu özellikle vurgular; buna rağmen hayattan korktuğunu ve hâlâ ondan bir şey beklediğini söyler. Bu karşıtlık, okuru hazır bir teselliye değil, başarı ile yaşama nedeni arasındaki farkı düşünmeye iter. Birinci tekil kişinin açıklığı, uzak bir biyografi okumaktan çok süren bir iç sorgulamaya tanıklık etme duygusu yaratır.
Biyografi ve anı başlıkları altında yer alan İtiraflarım, kişisel deneyimi gösterişli bir itiraf sahnesine çevirmeden ilerler. Okuma deneyimi yoğun olabilir; çünkü Tolstoy huzursuzluğunu yumuşatmaz. Yine de metindeki bekleyiş, yalnızca umutsuzluğu değil, hayatın anlamına dair cevabın hâlâ arandığını da hissettirir.