
" unutmayın ki dünyada en korkunç şey, ümidini kaybetmektir."

İçimizdeki Şeytan, bireysel irade sorununu karanlık bir siyasal ve toplumsal ortamın içinde inceler. Sabahattin Ali'nin odağında, kendi söz ve davranışlarının sorumluluğunu görünmez bir güce yükleyerek rahatlamaya çalışan insan vardır. Romana adını veren “içimizdeki şeytan”, bu nedenle doğaüstü bir varlıktan çok gurur, tembellik, bilgisizlik ve gerçekle yüzleşmekten kaçınma alışkanlığının bahanesine dönüşür. Anlatı, kişinin kendisini mazur gösterme biçimleriyle çevresindeki baskı ve yozlaşma arasındaki ilişkiyi sorgular. Bu gerilim, romanın her tartışmasına yayılır.
Dönemin sözde aydın çevreleri de bu sorgulamanın önemli bir parçasıdır. Fikirlerin kolayca gösteriye dönüşmesi, siyasal karanlığın insanlar üzerindeki etkisi ve tutarlı davranmak yerine savrulmayı seçen zihinler, romanın eleştirel zeminini oluşturur. Sabahattin Ali psikolojik çözümlemeyi toplumsal gözlemden ayırmaz; karakterlerin çelişkileri, içinde yaşadıkları düzenin çelişkileriyle yan yana ilerler. Böylece metin yalnız bir iradesizlik portresi sunmakla kalmaz, sorumluluk duygusunun hangi koşullarda aşındığını da düşünmeye açar. Bugünle bağ kurmasını sağlayan şey, kolay cevaplar vermesi değil, insanın kendi payını görmemek için ürettiği gerekçeleri rahatsız edici bir açıklıkla ortaya koymasıdır.
Bookspace topluluğundan 168 gönderi

" unutmayın ki dünyada en korkunç şey, ümidini kaybetmektir."

bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen de hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum.

Etrafımız o kadar çirkefle dolu ki, temiz kalmak için bir tek çare kendi dünyamıza çekilmek ve muhitle, hiç olmazsa manen, alakamızı kesmektir.

"Bizim en büyük hatamız,ruhumuzu bir kalıba sokmak istememizdir"

“Artık ayrılmamız lazım.Dediğim gibi,sana en küçük bir faydam olacağını bilsem her şeye tahammül eder ve kalırdım.”

Hayatta hiçbir şey, uğrunda ölmek için istenmez. Her şey yaşamamız için olmalıdır.

İçimizde şeytan yok, içimizde aciz var. Tembellik var. İradesizlik , bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: Hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var..

"Buna içimdeki şeytan diyordum; müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun salaklığımızın uydurması. İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu. İçimizde şeytan yok... İçimizde aciz var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var."

daha iyi, daha aydınlık bir yere varılacağına inanılmadan nasıl olur da bu yol yürünür...

Kalabalık beni sahiden sıktı. Ben ikide birde böyle oluyorum, bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen de hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret filan değil… İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile… Sadece bir yalnızlık ihtiyacı. Öyle günlerim oluyor ki, etrafımdan küçük bir hareket, en hafif bir ses bile istemiyorum. Fakat sonra birdenbire etrafımda bana yakın birilerini arıyorum. Bütün bu beynimde geçenleri teker teker, uzun uzun anlatacak birini. O zaman nasıl hazin bir hal aldığımı tasvir edemezsiniz. Kış günü sokağa atılmış bir kedi gibi kendimi zavallı hissediyorum.

İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir.

Unutmayın ki, dünya da en korkunç şey, ümidini kaybetmektir.

İnsan bir kere aldandı mı, bir daha hiçbir şeye inanamaz.”

Kim bilir ne gibi sebeplerle tesadüf bizi birleştirdi. Sen beni sevdiğini söyledin, ben buna inandım. Ben de seni seviyordum... Hem nasıl seviyordum... Hislerimde bugün de bir değişiklik yok. Fakat niçin seviyordum, işte bunu bulamadım ve beni düşündüren, seninle olan hayatımızın devamından şüphe ettiren bu oldu. Seni niçin sevdiğimi bir türlü bilmiyordum. Huylarını, yaptığın işleri, beğenmiyordum demeyeyim, fakat anlamıyordum. Sen de benim birçok şeylerimi anlamadığını inkâr edemezsin. Böyle olduğu halde nasıl garip bir kuvvet bizi birbirimize bu kadar sağlam bağlamıştı? İlk andan itibaren tamamıyla başka dünyaların insanları olduğumuzu anladığım halde beni burada tutan ve seni gördüğüm zaman içimi sevinçle dolduran neydi?

Ne olurdu? Birbirimize birkaç sene sonra tesadüf etmiş olsaydık! O zaman hayatımız belki bambaşka bir şekil alırdı.

"Neden kızıyorsun? Neden şikâyet ediyorsun?" dedi. "İçinde şeytan dediğin o şeyin en kıymetli tarafın olmadığını nereden biliyorsun? Sizin gibi beş hissinden başka duygu vasıtası olmayanlar bu daimi korkudan kurtulamazlar. Asıl sebep ve illetlere varabilseniz göreceksiniz ki en zayıf tarafımız dışımızdadır. Gözümüzü kör eden yedi renktir, kulağımızı sağır eden sesler, ağzımızı paslandıran yediklerimiz, kalbimizi önce coşturup sonra durduran sonsuz koşmalarımızdır. Yüksek insan dışına değil, içine kıymet verendir."

İçimizde şeytan yok… İçimizde aciz var… Tembellik var… İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç olan bir şey, hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var.

tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı?

Birbirimize rastlamadan evvelki hayatımız sahiden birbirimizi aramaktan başka bir şey değilmiş... Ne aradığımızı bilmeden aramak...

"Hayır, unuttum diyemem, fakat üzerimde bir tesiri kalmamış..."

Bu hayatın bir manası olmak icap ederdi. İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı! Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı.

Bizi ayıran yine bizdik, ne sen Ömerdin ne de ben Macide bzie benzeyen sadece kaderleriydi

“İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir.”

insan insanın sadece sevgisine ve alâkasına muhtaç.
“Birbirimize söyleyecek bir şeyimiz yok muydu? Neden?.. Neden uzun uzun dertleşmedik? Belki o zaman birçok şeyler başka türlü olurdu...”
“Hayatta kendi düşüncelerim ve kararlarımdan başka birtakım kuvvetlerin emri altına girmek asla tahammül edemeyecegim bir seydi.”
“İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı.”
“İnsan yalnızca günlük ihtiyaçlarını karşılayan bir canlı değildir. Herkesin içinde bir “şeytan” vardır; bu şeytan bazen tembellik, bazen korku, bazen de “bana ne” duygusudur.”
“Bence insanlara hükmetmek arzusu manasızdır... Etrafımız o kadar çirkefle dolu ki, temiz kalmak için bir tek çare kendi dünyamıza çekilmek ve muhitle, hiç olmazsa manen, alakamızı kesmektir!”
“Küçük bir yaprağın arkasında bir dünya gördüğünü zanneder de koca dünyayı görmeden yaşar.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş