
"İki insanın birbiriyle karşılaşması kadere, tanıştıktan sonra yan yana kalmaları ise onların gayretine bağlıdır."

Kuyucaklı Yusuf, daha ilk bölümünde zaman, yer ve olay bilgisini kesin çizgilerle kuran bir anlatı ritmi yakalar. Hikâye, 1903 sonbaharında yağmurlu bir gecenin ardından Kuyucak köyüne giden resmî bir heyetle açılır. Köyde bir çiftin öldürülmesi üzerine kaymakam Salâhattin Bey, savcı ve doktorla birlikte incelemeye doğru ilerler. Sabahattin Ali, bu yolculuğu yalnızca bilgi aktarmak için kullanmaz; ıslak ağaçlar, koyulaşan bitki örtüsü ve atların düzensiz sesleri yaklaşan sahnenin ağırlığını okura önceden duyurur.
Bu güçlü başlangıç, anlatının nasıl çalışacağına dair de ipucu verir. Dış dünya ayrıntıları karakterlerin ruh hâlinden kopuk değildir; hava, yol ve sessizlik, insanların taşıdığı tedirginliğin parçasına dönüşür. Olay merkezli yapı hızla kurulurken tasvirler tempoyu kesmek yerine gerilimi yoğunlaştırır. Başlıktaki Yusuf'a uzanan yol böylece tek bir açıklamayla değil, çevreyi ve toplumsal düzeni birlikte gösteren dikkatli bir sahnelemeyle açılır. Sabahattin Ali'nin gözlem gücünü yakından hissettiren bu kuruluş, okuru daha ilk sayfalarda anlatının içine çeker ve ilerleyen bölümlerin duygusal yükü için sağlam bir zemin hazırlar.
Bookspace topluluğundan 62 gönderi

"İki insanın birbiriyle karşılaşması kadere, tanıştıktan sonra yan yana kalmaları ise onların gayretine bağlıdır."

Varlığı büyük boşlukları dolduracak mahiyette değildi; fakat yokluğu müthişti...

“Bu manasız ve yabancı hayatta bir tek şey vardı ki, birazcık temiz ve insani bir şeydi, o da kendisi ile Yusuf arasındaki garip sevgiydi.”

hiç geçmeyen, hiç unutulmayan şeylerde de var, beyefendi! Ölünceye kadar insanın sırtından atamıyacağı şeyler de var

sizce bu kitabın filmi nasıldı?

Ömrünün en güzel gecesini, ömrünün bu en korkunç günün takip etmesi mi mukadderdi? Neydi bu içinden çıkılmaz meseleler? Neydi bu mavi göğe veya sevgili bir yüze bakmayı zevk olmaktan çıkaran hisler ve üzüntüler..?

Fakat her şey geçer her şey unutulur.Kendini bir felaketin içinde kaybetmenin manası yoktur.

"Az şeyler çekmemişsin sen, küçük! Fakat her şey geçer. Her şey unutulur. Kendini bir felaketin içinde kaybetmenin manası yoktur. İnsan birazcık da kalender olmalıdır." "Hiç geçmeyen, hiç unutulmayan şeyler de var beyefendi. Ölünceye kadar insanın sırtından atamayacağı şeyler de var.'
"Fakat her şey geçer. Her şey unutulur.Kendini bir felaketin ortasında kaybetmenin bir manası yoktur. Hiç geçmeyen hiç unutulmayan şeyler de var,beyefendi! Ölünceye kadar insanın sırtından atamayacağı şeyler de var."

- O gelmez artık. - Nereden biliyorsun? - Gidişinden belliydi!

Fakat her şey geçer. Her şey unutulur. Kendini bir felaketin içinde kaybetmenin manası yoktur. Insan birazcık da kalender olmalıdır!

Kız: ‘O gelmez artık!’ dedi. ‘Nereden biliyorsun?’ dedim. ‘Gidişinden belliydi!’ dedi.

Hiç geçmeyen, hiç unutulmayan şeyler de var, beyfendi! Ölünceye kadar insanın sırtından atamayacağı şeyler de var…

Bu manasız ve yabancı hayatta bir tek şeye hakikaten sarılmış, hakikaten inanır gibi olmuştu.Bu da karısı idi. Muazzez'in varlığı Yusuf için büyük, boşlukları dolduracak mahiyette bir şey değildi, fakat onun yokluğu müthişti. Onun bu kadar sebepsiz yere, bu kadar insafsızca Yusuf'un hayatından koparılması çıldırtacak kadar acı idi. Hayatında asıl aradığı şeyin Muazzez olmadığıı biliyordu,fakat Muazzez olmadan bunu aramaya muktedir olamayacağını sanıyordu.

“Varlığı büyük boşlukları dolduracak mahiyette bir şey değildi; fakat yokluğu müthişti!”

“ İnsan derdiniz üstüne kapanıp otursa deli olur. “

Ama insan derdinin üstüne kapanıp oturursa deli olur ...

Yaramın nerede olduğunu bilmiyorum. Yalnız bir yerlerim acıyor. Çok acıyor.

Kendinde her şeyi yapabilecek kuvveti görmek,sonra yapılacak hiçbir şey bulamamak…

“Bazı insanlar, hayatın içinde yalnız kalmak için yaratılmış gibidir.”

"Niçin durup dururken yalan söylemek ihtiyacını duyuyorlardı”

İnsanın içindeki fırtınayı kimse görmez; herkes yalnızca sessizliğini görür.

On seneden beri yaşadığı halde bir türlü alışamadığı bu insanların arasında onun da sağlam bir yeri olmalıydı. Yalnız kendisine dayanan, yalnız kendisinin olan bir yer…

“Yaramın nerede olduğunu bilmiyorum. Yalnız bir yerlerim acıyor. Çok acıyor.”
“Fakat her şey geçer, her şey unutulur. Kendini bir felâketin içinde kaybetmenin mânâsı yoktur. İnsan birazcık da kalender olmalıdır!”
“Konuşmaya ne lüzum vardı? Bütün güzel laflardan ve hoş insanlardan sıkılan bu mahlukları, birbirlerinin sessiz mevcudiyeti, yorgunluk verecek kadar doyuruyordu.”
“Kendinde her şeyi yapabilecek kuvveti görmek, sonra yapılacak hiçbir şey bulamamak...”
“Varlığı büyük boşlukları dolduracak mahiyette değildi; fakat yokluğu müthişti...”
“Yıllardan beri nasıl okuyamadım aklım almıyor harika bir kitap çok sürükleyici”
“Yaramın nerede olduğunu bilmiyorum.Yalnız bir yerlerim acıyor.Çok acıyor...”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş