
“İntihar, akla düşen bir damla asittir. Onunla yıkanmasını bilmeyen delik deşik olur ve erir."

Yirmi yaşındaki bir asker, Türkiye'nin doğusunda bitmek bilmeyen bir kışın ortasında nöbet tutarken gündelik hayatın fiziksel ve zihinsel baskısıyla mücadele eder. Hakan Günday'ın Ziyan romanında soğuk, askerî hiyerarşi, yerel halkla kurulan gergin ilişki ve kaçakçılıkla çevrili ortam, genç adamın algısını giderek aşındırır. Bir gece karşısına çıkan ziyaretçi, 1926'da Mustafa Kemal'e yönelik suikast girişimine katıldığı için asıldığını söyler. Bu karşılaşmanın yorgunluk, hipotermi ya da zihinsel çözülmenin ürünü olup olmadığı belirsizdir. Askerin bugünü ile ziyaretçinin anlattığı geçmiş aynı karanlık anlatı alanında birleşir.
Ziyaretçinin Almanya, Berlin'in sanat çevresi, savaş yılları ve işgal edilmiş Türkiye hakkındaki anıları, kişisel bir hayatı ülkenin modernleşme tarihiyle yan yana getirir. Kurtuluş idealleri ile daha sonra büyüyen siyasal hayal kırıklıkları arasındaki mesafe, şiddetin bir çıkış yolu gibi görülmesinin tehlikesini açar. Genç askerin kâbusu, geçmişin kapanmamış hesaplarının bugüne nasıl sızdığını düşündüren psikolojik bir sorgulamaya dönüşür. Ziyan, askerlik deneyimini tarih, hafıza ve ruhsal çözülmeyle birleştiren; bir insanın zihnindeki sınırların ülkenin çelişkili geçmişiyle beraber bulanıklaştığı yoğun bir romandır.
Bookspace topluluğundan 20 gönderi

“İntihar, akla düşen bir damla asittir. Onunla yıkanmasını bilmeyen delik deşik olur ve erir."

Olgunlaşma, kimseye ve hiçbir şeye güvenmemeyi öğrenmektir.

İlk yemeği anasının memesinden gelen ve yediği çanağa tükürmekte sakınca görmeyen erkek, o kadar çok kadın gömer ki artık toprak bile dişidir. Bu yüzden Toprak Ana diye bilinir.

Sessizce nasıl ağlanır, bilmiyordum. Ama sessizce öğreniyordum...

Ruh, bir insan icadıdır. Bedeni yaralandığı gün, varlığının bir parçası olan ancak asla zarar görmeyen bir şey hayal etmiş, adını da ruh koymuştur. “Bedenimi parçalayabilir ama ruhuma dokunamazsınız!” demenin keyfini yaşamak için kendisine hayali bir sığınak inşa etmiştir. Sonrasındaysa bütün dinler, “Bedeninizyoksulluk , hastalık, açlık ve savaşlarla acı çekebilir ancak biliniz ki ruhunuz cennete gidecektir” diyerek insan ve oğlunu körleştirmiştir. Sonuçta ruh, eti acıyanların hayali arkadaşıdır.

"Sahip olduğu gücü, ezmek ve sömürmek için kullanandan nefret ederim."

olgunlaşma, kimseye ve hiçbir şeye güvenmemeyi öğrenmektir.

İnsanoğlu, tek bir halden ibaret değil. Üç gün önce yaşadıklarını bugün anlamanın imkânı yok. Çünkü o sen değilsin. Boşuna bir çaba. Bir dalganın sürüklediği, ilerledikçe çürüyen bir dal parçası. İşte, busun. Hepsi o kadar. Hiçbir şeye dönüp bakma.Özellikle de kendine.

"... o an bir karar verdim. Tabii ki yanlış olanı. Bütün diğer kararlarım gibi."

Son kelimem, “Yoruldum” olabilirdi.

"Kar topunun içine sıkıştırılmış bir çakıl taşı gibiydim. Yaracak kafa arıyordum. Ama kanayan sadece ellerim oluyordu."

İnsanları ve onlarla kurduğun iletişimi gözünde büyütmekle hata yapıyorsun.

sahip olduğu gücü, ezmek ve sömürmek için kullananlardan nefret ederim.

ilk yemeği anasının memesinden gelen ve yediği çanağa tükürmekte sakınca görmeyen erkek, o kadar çok kadın gömer ki toprak bile artık dişidir. bu yüzden toprak ana diye bilinir.

Öyle bir cennet ki masumlara ödül olarak, suçlular da cezalandırılıyor. Bunu gören masumlar, "Yaşasın Adalet!" diye bağırıyor.

"İstinat boşluğundayım. Ait olduğum yerde. Varla yok arasındaki boşlukta."

"İçinde bulunduğumuz şartlar, her şeyin olabileceğine bizi çoktan ikna etmişti."

Hayatım boyunca konuşmak için sadece on kelime seçmek zorunda kalsaydım, bunların ilki, “Neden?” olurdu.

"Ben, içinde karanlığın ağır bastığı bir çocuktum. Karanlık basınca kendini tanıyamayan bir çocuk. Düzenli ve öngörülebilir hayatın bana sunduğu hiçbir şeyi kendime yakıştıramadım."

...bana paylaşılamayan şehirlerden bahsettin. Musul'dan, Keşmir'den. Ama Anadolu'yu saymayı unuttun. Neden biliyor musun? Çünkü onu tanımıyorsun.
“ilk yemeği anasının memesinden gelen ve yediği çanağa tükürmekte sakınca görmeyen erkek, o kadar çok kadın gömer ki toprak bile artık dişidir. bu yüzden toprak ana diye bilinir.”
“intihar akla giren bir asit damlası gibi aklınızı yiyip bitirmeden çıkmaz”
“sahip olduğu gücü, ezmek ve sömürmek için kullananlardan nefret ederim.”
“olgunlaşma, kimseye ve hiçbir şeye güvenmemeyi öğrenmektir.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş