
"İnsanlar düşünmeyi unutmakla başlarlar hayvanlaşmaya. Neden ile sonucu eşleştirmeyi unutmakla başlarlar insanlıklarından uzaklaşmaya."

Turistik Antalya'nın parlak vitrinlerini tersinden gösteren Hakan Günday'ın Malafa romanı, Topaz adlı büyük bir kuyumculuk merkezinde çalışan tezgâhtarların dünyasına girer. Satışın bir meslekten çok kuralları, hiyerarşisi ve kendine özgü dili olan bir ikna düzenine dönüştüğü bu mekânda turist, mücevher ve para aynı gösterinin parçasıdır. Çalışanların rekabeti ile işletmenin görünmez baskısı, dışarıdan cazip görünen hizmet sektörünün sert yüzünü açığa çıkarır. Gündelik konuşmalar ve meslek jargonu, aldatmanın bireysel bir kusurdan kurumsal bir yönteme dönüşmesini izlemeyi sağlar. Topaz’ın iç düzeni, kimin konuşacağına, kimin müşteriyi devralacağına ve başarının nasıl ölçüleceğine kadar uzanır. Bu ayrıntılar, şiddeti açık çatışmadan çok çalışma kültürünün sıradan kabulleri içinde gösterir. Mekânın kapalı devresi, çalışanların dışarıdaki hayata dair beklentilerini de giderek daraltır.
Günday anlatıyı yalnız kuyumculuk üzerine bir taşlama olarak bırakmaz; tüketim arzusunun insan ilişkilerini nasıl biçimlendirdiğini de araştırır. Karakterler satış hedeflerine yaklaşırken kendi değerlerini, birbirleriyle bağlarını ve çıkış ihtimallerini pazarlığın içine taşır. Hızlı diyaloglar ile karanlık mizah, turizm ekonomisinin vitrindeki mutluluk vaadiyle arka plandaki sömürü arasındaki farkı keskinleştirir. Olayların sonucunu açıklamayan bu düzen, insanın başkasını ikna ederken kendi hikâyesine ne ölçüde inanmaya başladığı sorusunu geride bırakır.
Bookspace topluluğundan 15 gönderi

"İnsanlar düşünmeyi unutmakla başlarlar hayvanlaşmaya. Neden ile sonucu eşleştirmeyi unutmakla başlarlar insanlıklarından uzaklaşmaya."

"Merhamet artık üretilmiyordu. Raflardakilerin de tarihi çoktan geçmişti."

"Yüzeysel acı, pişmanlık acısının yanında diş ağrısı gibi kalır."

"İnsanın en zor dayanabildiği çalışma koşulu olan tekrar, sağlıklı bir aklın ani ölümüne neden olur. Aynı cümleleri aynı mimikler eşliğinde iki bin kez söylemiş olan tezgâhtar, artık ne dediğini duymuyordur."

"Düşünce, insanın ölümsüz olan tek organıdır."

"Pişmanlık ilk insandan torunlarına mirastı."

"Görevi, karşısındakinin düşünmesini engellemekti. Düşünen kişi çıkarını hesaplayabilir."

"Kırk bir yaşındaydı ancak yirmisinde ölmüş sayılırdı."

"Her meziyetin bir eziyeti vardır. Geniş hayal deliliğe, dar kişilik görünmezliğe neden olur."

"Herkesin günahını bildiğini belli etmek, center’larda yükselmenin temel şartıdır."

"Geleceğe hazırlanmak için o kadar zaman harcanıyor ki bugün kaybolup gidiyor."

"geleceğe hazırlanmak için o kadar zaman harcanıyor ki bugün kaybolup gidiyor."

bazen durup düşünmek gerekiyor. neden çalışıyorum? rahat bir hayat için. peki o rahat hayatı yaşayacak olan kişi yani kendim için ne yapıyorum. hiçbir şey.

Dünya bir tezgâhtır. Tezgahın hangi tarafında hayat olduğuysa ancak ölünce anlaşılır...

Evet! Evren bir deneydi. Tanrı'nın bir deneyi. Ancak her şey yolunda gitmedi. Tanrı patladı ve parçaları her yere yayıldı. Buna big bang adı verildi. Bizim yapmamız gereken, her şeyi birleştirmek. Her şeyi ve kendimizi bir araya getirmek. O zaman Tanrı yeniden tek parça olacak. Şimdiki zayıflığımız bundan kaynaklanıyor. İyiliğin ne olduğunu biliyoruz ama iyi olamıyoruz. Çünkü içimizde Tanrı'nın sadece küçük bir parçasını taşıyoruz. İyilik ve kötülük çelişkisi buradan geliyor. Gücümüzün asla yetmeyeceği hayallerimiz var. erdem, yüksek değerler, sonsuz kardeşlik, insanlık barışı gibi. Ama birleşmediğimiz sürece ne yazık ki hiçbiri gerçekleşmeyecek
“bazen durup düşünmek gerekiyor. neden çalışıyorum? rahat bir hayat için. peki o rahat hayatı yaşayacak olan kişi yani kendim için ne yapıyorum. hiçbir şey.”
“geleceğe hazırlanmak için o kadar zaman harcanıyor ki bugün kaybolup gidiyor.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş