
Ama artık hiçbir şey hissetmiyordu. Hiçbir şeyden nefret etmiyor ya da hiçbir şeyi sevmiyordu..

Türkiye-Suriye sınırındaki El-Aman mülteci kampında patlayan bomba, henüz altı günlük olan Zamir'in hayatını belirler. Bir cerrahın ısrarlı müdahalesiyle hayatta kalır, fakat yüzünde saldırının kalıcı izlerini taşır. Hakan Günday, Zamir'de savaşın mağdur ettiği bir bebeğin uluslararası yardım düzeni tarafından nasıl güçlü bir görüntüye ve bağış toplama aracına dönüştürüldüğünü anlatır.
Zamir'i büyüten All for All adlı kuruluş, onun hikâyesini insani yardımın ideal simgesi olarak kullanır. Gençliğinde bu yapıdan ayrılan Zamir, Birinci Dünya Barışı Vakfına katılır ve kamuoyunun görmediği müzakerelerde önemli bir görev üstlenir. Silahlı bir çatışma yaklaşırken bakanlar, diktatörler ve terör örgütleriyle görüşür; tarafları masaya oturtmak için aldatma ve şantaj dâhil sert yöntemlere başvurur. Onun değişmez amacı, bedeli ne olursa olsun savaşı başlamadan durdurmaktır.
Roman, barış arzusuyla bu amaç uğruna kullanılan araçlar arasındaki ahlaki gerilimi canlı tutar. Günday, insani yardım kuruluşlarının ardındaki çıkarları, bağış ekonomisini ve Batı'nın vicdanını rahatlatma biçimlerini alternatif fakat tanıdık bir dünyada sorgular. Zamir'in yüzü hem savaşın izi hem de başkalarının yönetmek istediği bir anlatı hâline gelir.
Bookspace topluluğundan 21 gönderi

Ama artık hiçbir şey hissetmiyordu. Hiçbir şeyden nefret etmiyor ya da hiçbir şeyi sevmiyordu..

Çünkü o kadar acıdan sonra, yola çıkanla hedefe varan aynı kişi olmaz..

"Demek ki bu dünyada herşey bir şarapnel.Ve genişlemekte olan aslında bir şarapnel bulutu...." Yeni bin yılın arifesine(2000)giren Zamir adlı anlatıcımızın bebeklik yaşından yetişkinliğe her konuyu esas alarak bakış açısını sergilediği bir Hakan Günay kitabıdır. Oldukça yerinde ve sade dil ile yazılmış fakat okuyucu kitabı okurken ara sıra çelişkilere girebiliyor bu ise okuyucunun daha iyi düşünmesini ve derinlere inmesini sağlıyor mükemmel bir kitap... 10/10

Bunun dışında da uyandığım her gün, kendimi öldürmemek için çabalamakla geçiyordu. Hatta sırf bunun için bir çello satın almıştım. O güne kadar hiç enstrüman çalmamış ve öğrenmeyi de denememiş biri olarak o çellonun hayatımı kurtarabileceğini düşünüyor, bu yüzden de nereye gitsem sırtımda taşıyordum. Çünkü bir gün... Bütün bunlar bittiğinde, belki evimde, belki bir otel odasında bir sandalyeye otura-bilir ve sonunda kutusundan çıkarıp o çelloyu elime ala-bilirdim. Sonra belki bir öğretmen gelir, ilk çello dersimi verir ve ben yaşamaya devam ederdim

insan ilişkileri, iki yalnızlığın kısa bir süreliğine birbirine çarpıp sonra yeniden kendi boşluğuna çekilmesidir.

Ne bir nehir ne bir ova ne de bir dağ… Ne bir ağaç ne bir bulut! Hiçbir şey insana deniz kadar özgürlük fikri vermez. Hatta özgürlüğün kendisi bile!

Mutlu olmak için her şeye sahibim… ama mutlu değilim.

Gerçektende garip bir dünyada yaşıyorduk.

Çünkü aklım bir cehennemdi.

Gördünüz mü? Ben size söylemiştim! Dünya bizden nefret ediyor

Belki hiçbir zaman gücü yetmeyecek beni yukarı çekmeye ama elimi hiç bırakmıyor.

Ama dünyaya sahip olan birine ne verilebilir ki? Söz verilebilir

Geldim, gördüm ve kustum

Demek ki insan insana saplanmak için var..

Gerçektende bu insanlarla aynı çağda yaşamıyorum

Asırlar önce sona erdiği sanılan o savaş aslında hiç bitmemişti.

Uyumasam delirecektim.

Dünyayı ben öldürmedim, doğduğumda zaten ölüydü.

İnsan insanı görebilse dünya bambaşka bir yer olacaktı!

Hayatta kalmış olmak yaşamak anlamına gelmiyordu.

Savaşmak için bir silah yeter ama barışmak cesaret ister.
“insan ilişkileri, iki yalnızlığın kısa bir süreliğine birbirine çarpıp sonra yeniden kendi boşluğuna çekilmesidir.”
“Eğer bir alkoliğin günün ilk yudumunu arzuladığı kadar hayatı arzulamıyorsan bil ki yaşamayı hak etmiyorsun.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş