
İnsanı seviyorum, ama insanlarla bir araya gelince nefes alamıyorum …

Paperback. 13,50 / 21,00 cm. In Turkish. 136 p. Dostoyevski'nin isimsiz bir kahramaninin kirkli yaslarinda -aslinda içinde bulunan bir- yeralti dünyasindan çikarak geride kalan gençlik çaginin büyük çalkantilarini anlattigi bu roman, okuyucusunu kaçinilmaz olarak kusatip içine hapseden kahramaninin gözünden yasamin zorluklarini, bu zorluklar karsisinda içine düsülen bunalim ve kizginliklari anlatarak ilk gençligin çatismalarini sarsici bir yalinlikla anlatir. Bir monolog olarak bizzat okuyucunun dilinden seslendirilen yasama sevinci ve insan sevgisine reddiye niteligindeki ilk bölümün ardindan kahramanin gömüldügü yeralti dünyasinin bizzat müsebbibi olan kisilerle hesaplasmasinin anlatildigi ikinci bölüme hinç içinde geçilir. Gençlik yillarinda içine çekildigi yeraltinin sebebi olan yakin çevresiyle yüzlesmek üzere attigi bu hesaplasma adimi yeni kirginliklara maruz kalmasina ve nihayet hayal kirikliklariyla dolu bir aska sürüklenmesine de sebep olacaktir.
Bookspace topluluğundan 22 gönderi

İnsanı seviyorum, ama insanlarla bir araya gelince nefes alamıyorum …

Şimdi de kendi kendime şu lüzumsuz suali soruyorum: Kolay elde edilmiş bir saadet mi,yoksa insanı yücelten ıstırap mı daha iyidir? Evet hangisi daha iyi ??

kafamda uydurduğum bir hayat yaşıyordum.

İnsana en çok acı veren şey, söyledikleriyle söylemek istedikleri arasındaki uçurumdur..

“yemin ederim ki, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; gerçek, tam manasıyla bir hastalık.”

Su kitaptan bişey anlayan varmı...60.sayfaya geldim ne diyor hala anlamadım...

İnsan gayeye ulaşmak için çalışmayı sever, fakat ulaşmayı pek istemez; bu hal hiç şüphesiz çok gülünçtür.

"Baylar, yemin ederim, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; hem de tam manasıyla, gerçek bir hastalık.."

“Okumaktan başka yapacak işim, gidecek tek yerim yoktu, çünkü çevremde saygıya layık, beni kendine çekebilecek bir meşguliyet bulamıyordum.”

İnsana en çok acı veren şey, söyledikleriyle söylemek istedikleri arasındaki uçurumdur.

Etrafınıza şöyle bir göz gezdiriniz! Gerçek hayat denilen şeyin ne olduğunu, nerede olduğunu bilmiyoruz bile! Kitaplarımızı, hayallerimizi elimizden alsalar öylece ortada kalakalacağız…

''kolay bir saadet mi yoksa insanı yükselten bir ızdırap mı daha iyi''
Yemin ederim ki her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır.

“Yemin ederim ki her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır.”

“Gösterişin, torpilin, kibrin ve sayamadığım binlerce putun kol gezdiği bu çağda; Bir bakışın, bir duruşun, bir hayatın sadeliğine inanıyorum..”

Fyodor Dostoyevski Yeraltından Notlar kitabında Nietzsche, Sartre, Camus gibi düşünürleri etkilemiştir İnsan neden bile isteye mutsuzluğu seçer?sorusunu merkeze alır. İnsan yalnızca mutluluğu değil, acıyı da sever; hatta belki acıyı mutluluktan daha çok sever.

Umutsuzluk en yakıcı zevktir, özellikle de içinde bulunduğun durumun çaresizliğini açıkça kavramışsan.

Klişeyi okumayan kaldı mı acaba ? :)

“Her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır.”

"Dünya mı yıkılsın yoksa bir bardak çay mı içersin?" deseler, "Ben çayımı içtikten sonra dünyanın canı cehenneme" derdim.

Sadece boşu boşuna oturmamak için nefret etmeyi ya da âşık olmayı dene.

ölü doğmuş insanlarız biz ve uzun zamandır canlı babaların canlı çocukları değiliz, giderek daha çok hoşlanıyoruz böyle doğmuş olmaktan.