
"Çok tuhaftı, ağlayamadım. Ama ruhum paramparça olmuştu.” Dostoyevski, İnsancıklar

Fyodor Dostoevsky'nin İnsancıklar romanı, Petersburg'da yoksulluk içinde yaşayan Makar Devuşkin ile Varvara Dobroselova'nın mektupları üzerinden ilerler. Aynı avlu çevresinde birbirlerine yakın fakat ayrı hayatlar süren iki karakter, gündelik masrafları, iş baskısını, geçmiş yaralarını ve küçük umutlarını yazıyla paylaşır. Mektup biçimi, dışarıdan önemsiz görülebilecek olayların onlar için taşıdığı ağırlığı doğrudan duyurur; Makar'ın koruyucu yakınlığı ile Varvara'nın bağımsız bir yaşam arayışı arasındaki gerilim giderek belirginleşir.
Dostoevsky'nin ilk romanı, yoksulluğun ekonomik boyutunun ötesinde kişinin saygınlığını ve başkalarıyla ilişkisini etkileyen toplumsal baskıyı ele alır. Karakterlerin dilindeki çekingenlik, gurur ve şefkat, Petersburg'un dar odalarıyla bürokratik düzenine insani bir karşılık oluşturur. Anlatı, acımayı tepeden bakan bir duyguya dönüştürmeden kırılgan insanların birbirlerine sağladığı geçici dayanakları gösterir. Yazışmalardaki küçük hediyeler ve gündelik kaygılar, maddi yoksunluk içinde karşılıklı gözetmenin ne kadar değerli ve ne kadar kırılgan olduğunu belirginleştirir. Bu karşılıklı yazışma, romanın duygusal ritmini de belirler. Bu noktada anlatı, mektup formunun yakınlığını sınıf eşitsizliğiyle birleştirir ve insan onurunun en sıkışık koşullarda bile nasıl savunulduğunu ortaya koyar.
Bookspace topluluğundan 51 gönderi

"Çok tuhaftı, ağlayamadım. Ama ruhum paramparça olmuştu.” Dostoyevski, İnsancıklar

“ Dünya çok zalim bir yer ve insanlar adil değil.”

Çok tuhaftı, ağlayamadım. Ama ruhum paramparça olmuştu..

"Çok tuhaftı ağlayamadım. Ama ruhum paramparça olmuştu"

Doğrusu, insanın bazen kendi kendine zararı dokunuyor.Kendi gururunu bir paralık ediyor.

ne olacağım ben; kader bana neler hazırlıyor? yarını kestirememek, gelecek hakkında en ufak bir düşünceye sahip olmamak pek acı. Geriye bakmaya korkuyorum arkada kalanları hatırlamak bile kalbimi kederden parçalıyor

"Çok tuhaftı, ağlayamadım. Ama ruhum paramparça olmuştu."

Hep aynı mürekkep lekeleri, hep aynı masa ve evraklar, ben bile aynıydım. Nasıl böyle kalabilmişti her şey?

Çok tuhaftı, ağlayamadım. Ama ruhum paramparça olmuştu.

Çok garipti; ağlayamamıştım ama ruhum paramparça olmuştu.

Çok tuhaftı, ağlayamadım ama ruhum paramparça olmuştu.

Çok tuhaftı; ağlayamamıştım ama ruhum paramparça olmuştu!

Neden başkaları hiç beklenmedik bir şekilde mutluluğa ulaşırken, iyi insanlar mutsuz yaşamaya mahkum ediliyorlar?

“sizi tanıyınca, birincisi, kendimi daha iyi tanıdım ve sizi sevmeye başladım; küçük meleğim, sizden önce, tek başımaydım ve yeryüzünde uyuyor, yaşamıyordum sanki. onlar, bana zalimlik edenler, çehremin bile uygunsuz olduğunu söylüyorlardı ve hor görüyorlardı beni, kendi kendimi hor görür olmuştum; kütük gibi olduğumu söylüyorlardı, ben de gerçekten kütüğüm ben, diye düşünüyordum, ama siz karşıma çıkınca, siz karanlık hayatımı aydınlattınız kalbimi ve ruhumu aydınlattınız ve ben ruhsal huzur bularak diğerlerinden daha kötü olmadığımı anladım; belki parıltı yok, ışıltı yok, renk yok, ama yine de insanım, kalbiyle ve düşünceleriyle bir insanım ben."

Çok tuhaftı, ağlayamadım ama ruhum paramparça olmuştu.

Derler ki müzik güzelse verdiği tat bütün duygulara ayak uydurur. Mutlu insan melodilerle mutluluğu ,hüzünlü insan hüznü bulur.

Çok tuhaftı; ağlayamadım ama ruhum paramparça olmuştu.

“çok tuhaftı, ağlayamadım. ama ruhum paramparça olmuştu."

İnsan, kendisine olan saygısını kaybedip tüm iyi yönlerinden ve kendi haysiyetinden vazgeçmeye karar verince, çöküşünü hazırlamış demektir.

Alışmak, insana her şeyi unutturur.

Çok tuhaftı! Ağlayamadım; ama ruhum paramparça olmuştu.

Çok tuhaftı, ağlayamadım ama ruhum paramparça olmuştu...

Tuhaf tuhaf düşünceler doldurmuş kafamın içini, sanki onlar da ağrıyorlar.

Ne kadar garip, bir zamanlar bize kötü gelen, bizi kızdıran olaylar bile birer anıya dönüşünce bütün kötülüğünü kaybediyor. Sanki geçmişin hayalinde bir çekicilik, sevimlilik kazanıyor.
“İnsan, kendisine olan saygısını kaybedip tüm iyi yönlerinden ve kendi haysiyetinden vazgeçmeye karar verince, çöküşünü hazırlamış demektir.”
“Sizi tanıyınca, birincisi, kendimi daha iyi tanıdım ve sizi sevmeye başladım; küçük meleğim, sizden önce, tek başımaydım ve yeryüzünde uyuyor, yaşamıyordum sanki.”
“Bedbahtlik aslında bulaşıcı bir hastalıktır, bu yüzden biz yoksul ve bedbaht insanlar daha fazla yoksulluk ve bedbahtlik bulaştırmamak için birbirimizden uzak durmalıyız." Fyodor Dostoyevski”
“Ama, kendi kendime saygımı nasıl kaybettim, nasıl iyi niteliklerimi ve kendi değerimi reddetmeye kalkıştım, her şeyi kaybeder kaybetmez de düşmeye başladım! Bu da kaderin yazısı, ben bundan suçlu değilim.”
“Çok tuhaftı, ağlayamadım. Ama ruhum paramparça olmuştu.”
“Geceleri düşündü: İnsan ne zaman bu kadar değersizleşir? Cevap basitti ama ağırdı: Kimse seni merak etmediğinde. Kimse yokluğunu fark etmediğinde. Kimse “iyi misin?” diye sormayı gerekli görmediğinde. İşte o zaman…”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş