
"Çünkü sevmek, yarıda kalan bir kitaba devam etmek gibi kolay bir iş değildi."

Hikmet Benol, kendisiyle ve toplumla kurduğu ilişkinin parçalandığını hissederken hayatı doğrudan yaşamak yerine oyunlar aracılığıyla anlamlandırmaya yönelir. Oğuz Atay'ın Tehlikeli Oyunlar romanında kahramanın gecekondudaki yalnızlığı, geçmiş ilişkileri ve zihninde çoğalan sesler birbirine karışır. Hikmet, toplumdaki kargaşanın ardındaki gerçeklerle içtenlikle ilgilenmenin tehlikeli sayıldığını sezer; bu yüzden sözlerini, hesaplaşmalarını ve olası hayatlarını sahnelenen oyunlar gibi kurar. Oyun, hem korunma yöntemi hem de kendi sorumluluklarından kaçıp kaçmadığını sınayan acımasız bir araçtır.
Romanın parçalı biçimi, Hikmet'in kararsızlığını ve benliğinin farklı rollere bölünmesini yansıtır. Gerçek ile kurmaca, ciddi itiraf ile alaycı taklit arasındaki sınırlar sürekli değişir. Atay, bireyin kendini dönüştürme arzusunu toplumun hazır kimlikleri, başarısızlık duygusu ve anlaşılma ihtiyacıyla karşı karşıya getirir. Hikmet'in kurduğu her yeni senaryo, geçmişini yeniden yorumlamasına imkân verirken onu kesin bir çözüme ulaştırmaz. Kurduğu oyunların seyircisi de yargıcı da çoğu zaman yine kendisidir. Tehlikeli Oyunlar, insanın kendi hayatının hem oyuncusu hem yazarı olma isteğini sorgulayan; yabancılaşma, suçluluk, aşk ve toplumsal uyumsuzluğu deneysel bir anlatı düzeni içinde birleştiren yoğun bir romandır.
Bookspace topluluğundan 163 gönderi

"Çünkü sevmek, yarıda kalan bir kitaba devam etmek gibi kolay bir iş değildi."

İfade edemedigim bir eksiklik hissi var içimde. sanki her şey başka türlü olabilirdi...

"İfade edemediğim bir eksiklik hissi var içimde. Sanki her şey başka türlü olabilirdi başka türlü oynanabilirdi."

"beni hemen anlamalısın Çünkü ben kitap değilim. Çünkü beni öldükten sonra hiç kimse okuyamaz. yaşarken anlaşılmaya Mecburum"

Sevgili Bilge, Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanmadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de. Ne olurdu, bazı sözleri hiç söylememiş olsaydım; ya da bazı sözleri hiç söylememek için kesin kararlar almamış olsaydım. Sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi Bilge, aklını başına topla. Ben iyi değilim Bilge, seni son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. Gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. Hiç olmazsa, arkamda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi geri dönmek istiyorum,ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. Kendime, söyleyecek söz bırakmadım. Kuvvetimi büyütmüşüm gözümde.

Her geçen gün yeni suçlar öğreniyor insan. Okudukça, düşündükçe, yeni insanlar tanıdıkça sadece günahlarının arttığını hissediyor.

Beklenen geç geliyor; geldiği sırada insan başka yerlerde oluyor.

Kafam cam kırıklarıyla dolu doktor. Bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor, anlıyor musun? Bütün hayatımca bu cam kırıklarını beyin zarımın üzerinde taşımak ve onları oynatmadan son derece hesaplı düşünmek zorundayım.

Beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum. Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar
Sabahları severim çünkü herşey yeniden başlar, sabahları sevmem çünkü herşey yeniden başlar ..

sevgili bilge..

Seni görmek istiyordum kısacası. İnsan görmekle bile bazı şeylerin ağırlığına dayanabilir, avunabilir, hayal kurmağa devam edebilir. Sen anlamazsın tabii. Anlamak için insanın bazı eksik yönleri olmalı.

"Fakat Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor "

Annem, benim ölümden korktuğumu bilirdi; bunu bildiği halde gene de ölmüştü. Tabii ben, bu ölümlerin hesabını sormadım.—Beni yalnız bıraktıkları için fazla üzgün görünmüyorlardı; öldükleri için, yaşayanlara acımıyorlardı.

Bütün hayatımı, en ince ayrıntılarına kadar düşünerek hesapladığım iyiliklerin hayaliyle geçirdim albayım. Artık ne olacaksa olsun istiyorum.

Bir çok dert de, ne yazık bilimin istediği tanımların içine sığmıyordu. İnsanın , bilim dışı ne kadar çok hastalığı vardı.
Sevgili Bilge, Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanmadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de...

Masallar Albayım , dünyada sonu mutlu biten tek şey onlar !

Nihayet insanlıkta öldü. Haber aldığımıza göre, uzun zamandır amansız bir hastalıkla pençeleşen insanlık, dün hayata gözlerini yummuştur.

Nihayet insanlık da öldü. Haber aldığımıza göre, uzun zamandır amansız bir hastalıkla pençeleşen insanlık, dün hayata gözlerini yummuştur.

İnsan kendini anlatmaktan bıkıyormuş.

Sevgili Bilge; Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yârim kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de.

Sevgili Bilge, Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanmadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de.

Fakat, Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Fakat benim de sevmeğe hakkım yok mu albayım ? Yok. Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar ? Sorarım size: Nasıl ? Kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı ? Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor.
“Bir yerden sevmeye devam edebilir miydim? Çünkü sevmek, yarıda kalan bir kitaba devam etmek gibi kolay bir iş değildi.”
“Gerçek başkalarının bize uygulamaya çalıştığı tatsız bir ölçüdür.” “Birimi var mı Hikmet amca?” “Birimi insandır.”
“Kağıtları biriktirdiğimiz gibi, heyecanlarımızı da biriktirmeliyiz bundan sonra albayım.”
“Yanılıyorsunuz albayım. Dünyanın yaratılışından beri bilinen şeyler bunlar. Yalnız, medeniyetin gürültüsü içinde, modası geçen bütün oyunlarla birlikte bir köşeye atıldı. Tıpkı sizin gibi, tıpkı benim gibi.”
“İnsanlık öldü, belki de hiç yaşamamıştı..” Tehlikeli Oyunlar / Oğuz Atay”
“Biz çayın yalnızlığa iyi gelen tarafınıda severiz …”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş