"Hepimiz canavarlaștık ama yüreğinde bir zamanlar yaşadığı hayatın bir kırıntısını taşımayanımız yok gibi."

Paul Auster'ın Son Şeyler Ülkesinde'si, toplumsal düzenin çözüldüğü adsız bir kente gelen Anna Blume'u izler. Kentte geniş insan toplulukları evsiz barksız yaşar; hırsızlık, suç sayılmayacak kadar yaygın hale gelmiştir. Gündelik hayatın kuralları ve güven duygusu ortadan kalkarken insanlar için barınmak, sahip olduklarını korumak ve bir sonraki güne ulaşmak sürekli bir mücadeleye dönüşür.
Bu dünyada ölüm, kendi canına kıymak ya da başkaları tarafından öldürülmek yoluyla tek kurtuluş gibi görülür. Umudun bu kadar daraldığı bir yerde Anna'nın amacı kişiseldir: Kente, kayıp ağabeyini bulmak için gelmiştir. Arayışı onu, insanların ve eşyaların durmadan yok olduğu bir ortamda bağ kurmaya ve iz sürmeye zorlar. Ağabeyine ulaşma isteği, kentin her şeyi silen düzenine karşı koyar.
Auster'ın kurduğu anlatı, Anna'nın arayışıyla çöküş içindeki kentin koşullarını bir araya getirir. Adsız mekânda yoksulluk kadar anlam ve süreklilik duygusu da aşınır. Anna'nın kayıp bir aile bağının peşinden gitmesi, ölümün kurtuluş sayıldığı bu ortamda yaşamı, umudu ve hatırlamayı sürdürme çabasına dönüşür.
Bookspace topluluğundan 1 gönderi
"Hepimiz canavarlaștık ama yüreğinde bir zamanlar yaşadığı hayatın bir kırıntısını taşımayanımız yok gibi."
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş