
Gündelik hayatta bir anlığına beliren tuhaflık, anlatıya dönüştüğünde neyi değiştirir? Paul Auster, Kırmızı Defter’de karşılaştığı garip olayları, beklenmedik rastlantıları ve gerçekdışı görünen olguları kısa anlatıların yoğun alanına taşır. Kitabın on üç küçük hikâyesi, ortak bir merakla birbirine bağlanır: Gerçek hayat bazen kurgudan daha şaşırtıcı bir düzen kurabilir ve en sıradan ayrıntı yeni bir hikâyenin kapısını açabilir.
Bu kısa parçalar kesin açıklamalar üretmekten çok okurun olasılık duygusunu harekete geçirir. Tesadüf, kader ya da yanlış anlama olarak yorumlanabilecek olaylar, anlatıcının dikkatinde ayrı bir biçim kazanır. Kitaba eklenen Auggie Wren’in Noel Öyküsü de New York’un gündelik ritmi içinde hikâye anlatmanın, armağan vermenin ve hakikati dönüştürmenin anlamını genişletir. Her metin daha büyük bir romana dönüşebilecek çekirdekler taşırken, kendi küçük dünyası içinde tamamlanmış bir etki bırakır.
Kırmızı Defter, Paul Auster’ın romanlarındaki rastlantı, kimlik ve anlatı merakına açılan kısa bir giriş niteliğindedir. Yazar kuramsal açıklamalara başvurmadan, gerçeğin sanat eserine dönüşme sürecini uygulama içinde gösterir. Kitap, dikkatli bakmanın ve yaşananı doğru ritimle anlatmanın günlük hayatın saklı olağanüstülüğünü görünür kılabileceğini hissettirir.
Bu kitap hakkında henüz gönderi yok. Uygulamada ilk paylaşan sen ol!