
“Doğrudur; kitap karın doyurmuyor fakat karnı tok, beyni boş insanlardan çektiğimiz kadar kimseden çekmedik.“

İstanbul Üniversitesinde çalışan ve oğlunu tek başına büyüten Maya Duran, Amerika'dan gelen yaşlı profesör Maximilian Wagner'i ağırlamakla görevlendirilir. Zülfü Livaneli'nin Serenad romanında başlangıçta sıradan görünen bu görev, profesörün altmış yıldır taşıdığı kaybı ve 1942'de Karadeniz'de yaşanan Struma felaketini açığa çıkaran bir yolculuğa dönüşür. Wagner'in sevgili eşini son gördüğü yere dönme isteği, Maya'yı hem yakın tarihin karanlık bir olayına hem de kendi ailesinde gizlenmiş kimliklere yaklaştırır. Üniversite çevresindeki baskılar ve profesöre yönelen kuşku, gerçeği öğrenme çabasını kişisel bir meraktan daha tehlikeli hâle getirir.
Müzik, farklı zamanlarda birbirinden koparılan insanların hafızasını birbirine bağlar. Roman, aşk hikâyesini savaş yıllarında yerinden edilen Yahudi mültecilerin kaderiyle yan yana getirirken devletlerin sessizliğini ve bireylerin taşıdığı sorumluluğu sorgular. Maya'nın araştırması ilerledikçe annelik, yalnızlık ve geçmişten devralınan sırlar yeni anlamlar kazanır. Serenad, İstanbul ile Karadeniz arasında kurduğu tarihsel atmosferde kayıp bir aşkı, aile hafızasını ve yüzleşme cesaretini buluşturan; kişisel hayatların büyük siyasal kararlar altında nasıl değiştiğini anlatan çok katmanlı bir romandır.
Bookspace topluluğundan 95 gönderi

“Doğrudur; kitap karın doyurmuyor fakat karnı tok, beyni boş insanlardan çektiğimiz kadar kimseden çekmedik.“

Yanımda olmanı istiyorum diyemediğim için bu yağmur içimi ıslatıyor dediğimi nasıl anlamaz? Düpedüz,sarıl bana dedikten sonra,sarılmanın ne anlamı kalır!

"İstersen yaparsın!" sözü tam bir kandırmacaydı. İnsan ancak yapabileceğini isterdi. (sayfa 28.)
Aramızdaki temel fark ne, biliyor musun? Sen insanlara baktığın zaman üniformalar, bayraklar ve din görüyorsun! Peki sen ne görüyorsun bakalım? İnsan, sadece insan. Seven, acı çeken, acıkan, üşüyen, korkan bir insan.

Düpedüz 'sarıl bana ' dedikten sonra sarılmanın ne anlamı kalır?

Yanımda olmanı istiyorum diyemediğim için bu yağmur içimi ıslatıyor dediğimi nasıl anlamaz? Düpedüz,sarıl bana dedikten sonra,sarılmanın ne anlamı kalır?

Onları öldüren insanoğlunun zalimliğiydi.

Düpedüz sarıl bana dedikten sonra sarılmanın ne anlamı kalır ..

Haklı olanı güçlü kılamadığımız için güçlü olanı haklı kılıyoruz…

"Aramızdaki temel fark ne, biliyor musun? Sen insanlara baktığın zaman üniformalar, bayraklar ve din görüyorsun !" "Peki, sen ne görüyorsun bakalım?" "İnsan, sadece insan. Seven, acı çeken, acıkan, üşüyen, korkan bir insan."
• "Yaşlanmak kötü değil. Kötü olan, sevmeden yaşlanmak."

Sözleri olmayan bir melodiyi ne ben unutabildim , ne de şilenin hırçın dalgaları . Maximilian wagner ✨✨

Bu dünyada nereye gitsen doğanın güzelliği ve insanoğlunun zalimliği karşına çıkıyordu.
• “yanımda olmanı istiyorum diyemediğim için bu yağmur içimi ıslatıyor dediğimi nasıl anlamaz? düpedüz sarıl bana dedikten sonra, sarılmanın ne anlamı kalır?”

İstanbul istanbul’du işte. Zalim, tehlikeli, ama bir o kadar da güzel. Profesörün söylediği gibi: “ O hep sana lanet eder ama sen yine de onu sevmeye devam edersin.” Behçet Kemal Çağlar bir şiirinde “ İstanbul’u sevmezse gönül, aşkı ne anlar?” Diye soruyordu. Hiç kimseye aşık değildim ama yine de İstanbul’u seviyordum.

Yanımda olmanı istiyorum diyemediğim için, bu yağmur içimi ıslatıyor dediğimi nasıl anlamaz ?

Ne zaman insan kalabalığı içerisinde yüreğim sıkışacak gibi olsa Zülfü Livaneli'nin "Serenad" kitabını açar 88.sayfayı açar okurum... "Bu dünyada sana kötülük yapmak isteyen insanlar çıkacak karşına, ama unutma ki iyilik yapmak isteyenler de çıkacak. Kimi insanın yüreği karanlık, kimininki aydınlıktır. Geceyle gündüz gibi! Dünyanın kötülerle dolu olduğunu düşünüp küsme, herkesin iyi olduğunu düşünüp hayal kırıklığına uğrama

Ne çok insan vardı trafikte! Birbirinden kopuk, diğerlerinin neler yaşadığından habersiz ne çok insan vardı. Çeşitli amaçlar peşinde, çeşitli kaygılarla akıp gidiyordu hayat. Ama kimse kimsenin hikayesini bilmiyordu.

Hem Maya, hem Ayşe, hem Mari, hem daha resmini bile görmediğim Nadia idim...Hem Müslüman, hem Yahudi, hem Katolik'tim.Yani insandım, içim içime sığmıyordu.

“Aramızdaki temel fark ne, biliyor musun? Sen insanlara baktığın zaman üniformalar, bayraklar ve din görüyorsun!" "Peki, sen ne görüyorsun bakalım?" "İnsan, sadece insan. Seven, acı çeken, acıkan, üşüyen, korkan bir insan."

Aramızdaki temel fark ne, biliyor musun? Sen insanlara baktığın zaman üniformalar, bayraklar ve din görüyorsun!” “Peki, sen ne görüyorsun bakalım?” “İnsan, sadece insan. Seven, acı çeken, acıkan, üşüyen, korkan bir insan.”

“Bu dünyada sana kötülük yapmak isteyen insanlar çıkacak karşına, ama unutma ki iyilik yapmak isteyenler de çıkacak. Kimi insanın yüreği karanlık, kimininki aydınlıktır. Geceyle gündüz gibi!”
• "İnsan sevdiğini kaybedince anlamıyor. Kaybettiğini sevince anlıyor."

Yanımda olmanı istiyorum diyemediğim için bu yağmur içimi ıslatıyor dediğimi nasıl anlamaz ? Düpedüz, sarıl bana dedikten sonra, sarılmanın ne anlamı kalır !
“Aramızdaki temel fark ne, biliyor musun? Sen insanlara baktığın zaman üniformalar, bayraklar ve din görüyorsun! +Peki, sen ne görüyorsun bakalım? -İnsan, sadece insan. Seven, acı çeken, acıkan, üşüyen, korkan bir insan.”
“Yanımda olmanı istiyorum diyemediğim için bu yağmur içimi ıslatıyor dediğimi nasıl anlamaz? Düpedüz, sarıl bana dedikten sonra, sarılmanın ne anlamı kalır?”
“Dünyanın kötülerle dolu olduğunu düşünüp küsme, herkesin iyi olduğunu düşünüp hayal kırıklığına uğrama.”
“Yürekten sevdiğin bir insan varsa, bir kişi olsun yeter, Hayatın kurtulmuş demektir”
“Fyodor Dostoyevski, insanın ancak acı çekerek olgunlaşacağını söyler.”
“Haklı olanı güçlü kılamadığımız için güçlü olanı haklı kılıyoruz...”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş