
"Hepimiz öleceğimizi biliriz ama öldürüleceğimiz aklımıza gelmez."

Kardeşimin Hikâyesi, Karadeniz kıyısındaki sakin bir köyde Arzu adlı genç bir kadının öldürülmesiyle açılır. Dünyadan elini eteğini çekmiş emekli inşaat mühendisi Ahmet, olayla ilgili konuşmak için gelen genç bir gazeteciyle tanışır. Bu karşılaşma, cinayet haberinin çevresinde başlayan konuşmayı Ahmet'in geçmişine ve ikiz kardeşi Mehmet'le kurduğu bağa uzatır.
Roman, soruşturmayı adım adım çözen düz bir polisiye yerine hikâye içinde hikâye kurar. Ahmet'in ölçülü, kimi zaman duygulara yabancı sesi ile gazetecinin merakı arasındaki gerilim; aşkın, kardeşliğin, belleğin ve güvenin farklı yüzlerini öne çıkarır. Anlatılanların ne kadarının gözleme, ne kadarının hatırlamaya dayandığı sorusu okuma boyunca önemini korur.
Zülfü Livaneli'nin romanını okurken ilk cinayetin ötesinde, anlatıcının hangi ayrıntıları seçtiğine ve geçmişteki ilişkilerin bugünkü konuşmayı nasıl biçimlendirdiğine dikkat edilebilir. Bu rehber, finaldeki açıklamaları açmadan eserin kurduğu gerçeklik ve kuşku dengesine odaklanır. Polisiye merakı, bu bakışla karakterlerin kendi geçmişlerini aktarma biçimleriyle birlikte değerlendirilebilir; katmanlı yapı da anlatıcıya duyulan güveni sürekli yeniden tartmayı ve her bilgi parçasının kaynağını sorgulamayı gerektirir. Finaldeki kimlik açıklamaları bu kapsamın dışında kalır.
Bookspace topluluğundan 74 gönderi

"Hepimiz öleceğimizi biliriz ama öldürüleceğimiz aklımıza gelmez."

"Ama çoğu insanın ruhu gövdesinden önce çürür; nedense bundan kimse korkmaz!"

Mutlu olabilmenin tek şartı 'unutmayı' başarabilmekti.
"Birine âşık olmak, gözü bağlı olarak, bir uçurumun kıyısında yürümek demektir. Başına neler geleceğini hiçbir zaman bilemezsin. Sonu ölüm de olabilir, cinayet de, intihar da."
Denizler ötesine giden kişi yalnızca iklimi değiştirmiş olur, aklını değil.

Ama inan bana; insanların çoğunun ruhu, bedeninden önce çürür...

Yeni insanlar tanımaya, onların sorularını yanıtlamaya tahammülüm yoktu.

Ya resmen her sayfa da deli gibi ahmetin anlatmasını bekliyorum

Ama çoğu insanın ruhu gövdesinden önce çürür; nedense bundan kimse korkmaz!
"Bilen insan bilmiyormuş gibi yaşayamaz!"

"Hay Allah!" dedim. "Demek aşk ha? Ludmilla Belinskaya ve aşk! Ne kadar birbirinden ayrı kavramlar. Karayla deniz gibi, yeryüzü ve gökyüzü gibi. Sen seve bilir miydin?"
"Ama inan bana, insanların çoğunun ruhu, bedeninden önce çürür."

Ertesi sabah uyandığımda mor tavşanlar gelmedi gözümün önüne. Ortalığa bir sessizlik çökmüştü, rüzgar kepenklere vurmuyordu artık. Sıcaklık biraz artmıştı ama yine nemli bir gündü. Odanın içine solgun bir gün ışığı süzülüyordu. Kalkıp camları açtığım da yanılmadığımı gördüm, ortalık sütliman ama biraz serindi.

YENİ KİTAP Hayatın en acı yüzüyle çok küçük yaşta tanışan ve ailesiz kalan Ahmet Bey’in münzevi hayatının ortasına bir cinayet haberi düşüyor. Usta edebiyatçı Zülfü Livaneli, bir cinayetin gölgesinde kardeşlik bağı, aşk, arkadaşlık, ihanet gibi insana dair tüm duyguların ve duygusuzlukların anatomisini çıkarıyor.

"Aşklarına karşılık bulamadıkları için intihar eden kadınlar ve erkekler mi istersin, Kıbrıs kralı gibi içini yiyip bitiren yersiz kıskançlık krizleri sonunda çok sev diği karısını elleriyle boğup öldürenleri mi, hapse dü şenleri mi, toplu katliam yapanları mı, güzel Helena yüzünden çıkan büyük savaşı mı, düelloda ölenleri mi, işkencede sevgilisinin adını söylememek için dişleriyle dilini koparıp atanları mı, delirenleri, tımarhaneye dü şenleri mi, bütün itibarını ayaklar altına alanları mı, yok olan servetleri mi?.. Daha sayayım mı?"

Nasıl bir acı insana kendisini unutturur.?

Eğer unutmak diye bir şey olmasaydı, yaşam da olmazdı. İnsan, unutmadan hayatını sürdüremez.

İnsan her şeyi unutarak yaşayabilirdi ama her şeyi hatırlayarak yaşayamazdı.

"Ben yokken bir göz at istersen" dedim. "Canın sıkıl masın. Hani sahilde konuştuğumuz şeyler; aşkın tehli keleri falan. Bak bu Anna Karenina, aşk yüzünden in tihar; bu Bovary o da aşk yüzünden intihar; bu Werther, o da aynı şekilde; bu Othello, aşk yüzünden cinayet; bu Fuzuli'den Leyla ile Mecnun. Öteki kitapların da sayfalarını çevir. Onlarda da delirmeler, toplu katliamlar, intiharlar, cinayetler göreceksin. Söylüyorum sana, dünyanın en tehlikeli duygusu aşktır. İnsanları felakete sürükler."

Ludmilla geri çekildi; yine tıslayan bir yılana dönüştü. Aramızdaki dertleşme iç dökme dönemi bitmiş, Puşkin'in tutku dolu göğsünü delerek öldüren kanlı düellolardan biri başlamıştı.

Onun önüne gelince donup kalmış, kıpırdayamamış, gözlerini yüzünden alamamış. Daha sonra bana "Hayatımda böyle bir şey başıma gelmedi" diye anlattı o anı. "Sanki dünya silinmişti ya da ben başka bir dünyaya ışınlanmıştım. Karşımdaki yüz, ilahi bir ışıkla aydınlanmıştı. Güzellik falan değildi bu, çok daha fazla bir şeydi. Hiçbir dilde bunu anlatacak bir kavram, bir kelime olduğunu sanmıyorum. Sanki gökyüzünden Borisov'a bir ışık huzmesi içinde indirilmişti. Yüzü güneşle değilde, içindeki bir ışık kaynağıyla aydınlanıyor gibiydi." Bizimkinin kalbi çarpmaya başlamış, ne bir ses çıkarabiliyor ne hareket edebiliyormuş. lsa'nın dirildiğini gören bir Hıristiyan mümini gibi dili tutulmuş bir halde bakıp duruyormuş.

“Ama inan bana, insanların çoğunun ruhu bedeninden önce çürür.”
"Aşk denen şey bazen yürür, bazen uçar; bazen koşar biriyle birlikte; bir başkasıyla ölümcül yürüyüşe çıkar; üçüncüyü buzdan heykele çevirir; dördüncüyü atar alevlerin içine. Birini yaralar; öldürür ötekini. Aynı anda çakıp sönen bir şimşeğe benzer. Geceleyin saklar şafakta zapt edilecek olan kaleyi. Çünkü dayanacak güç yoktur karşısında."

"Unutmak. Eger unutmak diye bir sey olmasaydi, yasam da olmazdi. insan, unutmadan hayatini sürdüremez."
“Her insan bedeninin çürüyeceğini bilir ve bundan korkar" dedim. "Ama çoğu insanın ruhu bedeninden önce çürür, nedense bundan kimse korkmaz!”
“Aşk; Fizikseldi, Kimyasal değil. Peygamlarlare "Tanrının Sevgilisi" diyorlardı. Ama; Kadınlar onları Tanrıdan değil, diğer Kadınlardan Kıskanıyorlardı.”
“İnsan duygularının en tehlikesi aşktır." dedim. "Hiçbir şeyle kıyaslanamaz.”
“İnsanlar sana asıl renklerini gösterdikleri zaman onları boyamaya çalışma.”
“Ama çoğu insanın ruhu gövdesinden önce çürür;nedense bundan kimse korkmaz!”
“Ne mutlu cehaletin koruyucu rahmi içinde bir cenin gibi büzülüp yatanlara.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş