Zülfü Livaneli'nin Gölgeler eseri, karanlığın bütün sesleri susturduğu bir İstanbul akşamında geçmişin görünmez kişilerini sokaklara çıkarır. Gelip geçenlerin fark etmediği gölgeler konuşmaya başlar; şarkılar, şiirler ve sevda sözleri şehrin hafızasında yeniden yankılanır. Fatih Sultan Mehmed ile Mustafa Kemal Atatürk'ten Halide Edip Adıvar ve Reşat Nuri Güntekin'e, Nazım Hikmet'ten Orhan Veli, Cemal Süreya ve Attilâ İlhan'a uzanan geniş bir kültürel topluluk aynı gece içinde buluşur.
Bu figürler biyografik portreler olarak sıralanmaz; İstanbul'un farklı dönemlerini, siyasal kırılmalarını ve edebî seslerini taşıyan gölgeler hâlinde belirir. Şehir de pasif bir dekor olmaktan çıkar, son kelimeyle yeniden canlanmayı bekleyen ortak bir hafıza mekânına dönüşür. Livaneli, tarih, müzik ve şiiri düşsel bir konuşma düzeninde birleştirerek yaşayanlarla ölüler arasındaki sınırı inceltir. Gölgeler, İstanbul'a ve onun yazarlarıyla şairlerine saygı duruşu niteliği taşıyan; karanlık içindeki sesleri kültürel süreklilik, kayıp ve sevgi temaları çevresinde buluşturan şiirsel bir anlatıdır. Her isim, kentin başka bir çağını ve ifade biçimini bugünün sessizliğine taşır.