Osmanlı sarayının kapalı dünyası, Engereğin Gözü'nde haremden taht mücadelelerine uzanan karanlık bir iktidar alanı olarak belirir. Zülfü Livaneli, sarayın koridorlarında güç arzusunun insanları nasıl biçimlendirdiğini efendi ile köle arasındaki psikolojik ilişki üzerinden inceler. Entrika, korku ve itaat, karakterlerin hem başkalarına hem kendilerine bakışını belirleyen temel kuvvetlere dönüşür.
Roman, iktidarın yalnızca tahtta oturan kişiye ait olmadığını gösteren değişken dengeler kurar. Yakınlık ayrıcalık sağlayabildiği kadar tehlike de yaratır; saray düzeninde görülen ile saklanan arasındaki mesafe sürekli büyür. İnsan doğasının aşağılayıcı yönleri açığa çıkarken şiddet ve cinsellik, gücün bedene kadar uzanan etkisini görünür kılar. Buna karşılık anlatı, bütün karanlığına rağmen umudu bütünüyle terk etmez.
Livaneli tarihsel çevreyi kuru bir dönem dekoru gibi kullanmaz. Harem-i Hümayun'un sınırları içinde gelişen olayları, bağlılık, korku ve özgürlük arzusuna ilişkin daha geniş sorulara bağlar. Engereğin Gözü, sürprizlerle ilerleyen olay örgüsünü psikolojik çözümlemeyle birleştirirken iktidarın yöneten ile yönetileni aynı anda nasıl tutsak edebildiğini araştırır. Sarayın görünkemli yüzünün ardındaki yalnızlık ve güvensizlik, romanın insani merkezini oluşturur.