
"Kârla zararı tartıp, zarar kefesinin ağır bastığını anladıktan sonra kadınlarımız çocuk doğurmaya yanaşmıyorlar." Tolstoy bile anladıysa...

Lev Tolstoy'un Kröyçer Sonatı, bir tren yolculuğunda başlayan evlilik tartışmasını Pozdnişev'in sarsıcı itirafına dönüştüren uzun öyküdür. Yolcular kadın-erkek ilişkileri, aşk ve evlilik üzerine konuşurken Pozdnişev kendi evliliğinde büyüyen kıskançlığı anlatmaya başlar. Eşinin bir müzisyenle Beethoven'ın Kröyçer Sonatı'nı çalması, zaten güvensizlikle örülmüş zihninde tutkunun ve sahiplenme arzusunun kanıtına dönüşür. Tolstoy, geri dönüşlerle ilerleyen bu anlatıda şiddeti ani bir taşkınlıktan çok, evlilik kurumuna, cinselliğe ve kadınlara ilişkin çarpık yargıların giderek daralttığı bir düşünce dünyasının sonucu olarak inceler.
Pozdnişev'in sesi metne büyük bir yoğunluk verir, fakat onun söyledikleri güvenilir bir ahlak hükmü olarak sunulmaz; öfke, öz savunma ve pişmanlık sürekli birbirine karışır. Müziğin sözcüksüz etkisi de anlatının merkezinde yer alır: sonat, bastırılmış duyguları açığa çıkaran bir karşılaşma olduğu kadar kahramanın kuruntularını büyüttüğü bir yüzeydir. Kröyçer Sonatı'nın rahatsız edici gücü, okuru doğrudan yönlendiren bir sonuca sığınmadan sevgi ile mülkiyet, ahlak ile denetim ve itiraf ile sorumluluk arasındaki sınırları zorlamasında yatar. Metnin kalıcılığı, bir kıskançlık vakasını evlilik, iktidar ve kendini aldatma üzerine keskin bir biçim deneyine çevirmesinden gelir.
Bookspace topluluğundan 2 gönderi

"Kârla zararı tartıp, zarar kefesinin ağır bastığını anladıktan sonra kadınlarımız çocuk doğurmaya yanaşmıyorlar." Tolstoy bile anladıysa...

"Hatalı hayat yaşayan insanlar, durumlarının kötülüğünü görmemek için gözlerini yumarlar."
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş