
Başına sevda gelecek; insanın başına dert gelir, tasa gelir, bela gelir, kaza gelir ama sevda? Ne müthiş bir anlatım. Sevda, beklemediğin anda başına gelen bir hışım, bir kasırga, bir yıldırım. Her an başına gelebilir, ölümcül bir kaza gibi.

Zülfü Livaneli'nin Konstantiniyye Oteli romanı, 2014'ün son günlerinde Sultanahmet'te düzenlenen görkemli bir açılış gecesini şehrin katmanlarına açılan kapıya dönüştürür. Eski bir Bizans sarayının kalıntıları üzerine kurulan yedi yıldızlı otelde siyasetçiler, iş insanları, sanat çevresi ve seçkin konuklar bir araya gelirken garsonlar, komiler ve güvenlik görevlileri aynı gecenin görünmeyen emeğini taşır. Organizasyonu yöneten Zehra'nın bakışı, davetlilerin sergilediği parlak yüz ile sakladıkları korku, çıkar ve geçmiş arasındaki açıklığı belirginleştirir. Gecenin programı ilerledikçe bu karşıtlıklar aynı binanın içinde daha görünür olur.
Livaneli oteli kapalı bir sahne gibi kullanırken anlatıyı yaşayanlarla sınırlamaz; yapının altındaki tarih ve ölülerin sesleri güncel İstanbul'a karışır. Servet ile yoksulluk, gösteri ile şiddet, modern yapılaşma ile gömülü geçmiş aynı anlatı düzleminde yan yana gelir. Çok sayıda karakterin kısa karşılaşmaları tek bir kahramanın serüveninden çok kolektif bir şehir portresi oluşturur. Romanın yapısal gücü, otelin katlarını İstanbul'un toplumsal tabakalarıyla eşleştirmesinde ve kutlama gecesinin geçici birlikteliğini uzun bir tarih duygusuna bağlamasında yatar. Konstantiniyye adı da bugünkü şehirle bastırılmış geçmiş arasındaki sürekliliği öne çıkarır.
Bookspace topluluğundan 5 gönderi

Başına sevda gelecek; insanın başına dert gelir, tasa gelir, bela gelir, kaza gelir ama sevda? Ne müthiş bir anlatım. Sevda, beklemediğin anda başına gelen bir hışım, bir kasırga, bir yıldırım. Her an başına gelebilir, ölümcül bir kaza gibi.

Bir toplumun müziği bozuldu mu, o toplumda pek çok şey bozulmuş demektir.

Sevda nasıl bir şey? Belki de bir insanın başka bir insanın yüz ifadesine meftun olmasıdır. Herhangi bir ifade ama kişiliğinin her türlü halinin özeti, usta ressamların elinden çıkan bir portre gibi onu yansıtan bir ifade. Bazen safiyet, bazen hasret, bazen ciddiyet, bazen şaka, bazen zeka, bazen şehvet... Her insanın bin bir türlü hali var, sevdalanmış birinin gözünde bu değişik haller, bütün kişiliği özetleyen tek bir ifadeye dönüşür. Uzaktayken, ayrıyken onu düşündüğünde gözünün önüne gelen tek ifade budur.

Bu dünyada o kadar çok aşk sözü ediliyor ki, adının anlamını düşünmediğin gibi aşkın anlamını da düşünemiyorsun artık. Kapitalizmin mal satmak için kullandığı sözcüklerin başında aşk geliyor, aşktan kusacak hale geldik.

“yolda kaldı gözlerim, sümbül saçlım, şarap dudaklım gelecek. vay onun ceylan gözlerinin derdine düşene, hayran olacak mest olacak; başına sevda gelecek…”
“farklı hayatları bu kadar güzel ancak zülfü livaneli uslübu anlatabilirdi”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş