Konstantiniyye Oteli
EdebiyatKurgu

Konstantiniyye Oteli

Zülfü Livaneli

Yayıncı
Doğan Kitap
Sayfa
476
Dil
Türkçe
Yayın yılı
2015

Özet

Aralık 2014'ün son günlerinde, Sultanahmet'teki eski bir Bizans sarayının kalıntıları üzerine kurulan yedi yıldızlı Konstantiniyye Oteli açılır. Erken yılbaşı kutlaması için politikacılar, belediye başkanları, diplomatlar, dinî temsilciler, gazeteciler, medya patronları ve farklı kuşaklardan zenginler aynı salonda buluşur. Zülfü Livaneli, bu gösterişli geceyi İstanbul'un güncel güç ilişkilerini gözlemleyen geniş bir insan panoramasına dönüştürür.

Davetlilerin konuşmaları ve karşılaşmaları ilerlerken otelin altındaki tarih de suskun kalmaz. Şehrin yüzlerce yıldır yeraltında yatan ölüleri, çağrılmadıkları kutlamaya katılarak geçmiş ile bugün arasındaki sınırı bozar. Bizans'tan modern İstanbul'a uzanan katmanlar, yeni servetin ve siyasal nüfuzun parıltısıyla yan yana gelir. Otel çalışanlarının varlığı ise seçkin konukların dışarıdan görünmeyen ayrıcalıklarını başka bir açıdan açığa çıkarır.

Konstantiniyye Oteli, tek bir gecenin kalabalığını kullanarak şehrin büyüleyici ve acımasız yüzlerini birlikte anlatan toplumsal bir romandır. Livaneli, İstanbul'u yalnızca olayların geçtiği bir mekân olarak bırakmaz; hafızası, ölüleri ve sürekli değişen sahipleriyle romanın başlıca karakterlerinden birine dönüştürür. Geçmişin gölgeleriyle bugünün gösterisi buluştuğunda, iktidar, sınıf ve unutma üzerine çok sesli bir şehir anlatısı ortaya çıkar.

Bu kitap hakkında gönderiler

Bookspace topluluğundan 1 gönderi

z3nan@z3nan· 6ay🇹🇷

...sınıra koşup da bombalandıkları yere gidince, karlar arasında Erhan'ı aradım.Bi koluyla iki bacağı yoktu; yüzükoyun yatıyordu, onu çevirdim, gözlerindeki, yüzündeki karları temizleyince ne gördüm dersin? Erhan gülüyordu,yüzünde gülmesi donmuştu. Gulerek can vermişti. Kefene sararken de öyleydi; toprağa gülerek girdi. G: Nasıl kolu bacağı yoktu? KY: Ağbey, ben sana baştan anlatayım. Telefon geldi,bizi bombaladılar diye. Kırk kişi Irak'tan Türkiye'ye girerken Heron'lar bilgi vermiş.F-16 uçakları da gelmş düşman gibi bombalamış Katırlarımızı da çok severdik, onlara da üzüldük. G: Hacer ne oldu? KY: Sorma ağbey,altı ay kadar ağladı, sonra kendini ırmağa bıraktı. G: Ya annen? KY: Onu da hiç sorma ağbey, yaşayan ölü oldu garibim. Her gün kabristana gidip ağıt yakıyor, kar yağdığında "Kuzum üşümesin, o çok üşür" diyerek mezarın üstündeki karları kürüyor. G: Ne diyor ağıtlarında? KY: Ne bileyim, çok şey söylüyor. Misal, diyor ki, "Benim oğlum can verirken/Çiçekler çığrışıp açtı"

5

Senin Gibi Okuyan Biriyle Tanışmaya Hazır mısın?