Efsuncu Baba, İstanbul'un gündelik hayatında hurafe ile çıkarın nasıl birbirini beslediğine keskin bir mizahla bakar. Hüseyin Rahmi Gürpınar, efsuncu hocaları ve dinî bilginin çevresine örülen yalanları yalnız tek tek kişilerin tuhaflığı olarak görmez. Bu tiplerin toplumda güven kazanabilmesini, insanları uyuşturan ve gerçek sorunlardan uzaklaştıran eski bir geleneğin devamı olarak ele alır.
Romanın atmosferi, şehrin toplumsal çeşitliliği ile sahte bilginin dar dünyasını yan yana getirir. İstanbul canlı, değişken ve çok katmanlıdır; buna karşılık efsun çevresinde kurulan otorite, korku ve kolay teselli üzerinden işlemeye devam eder. Gürpınar'ın mizahı bu çelişkiyi hafifletmez. Gülünç görünen davranışların arkasında, yalanların insanları nasıl yönlendirdiğine dair sert bir gözlem vardır.
Eserin temel gerilimi, modernleşen bir toplumun kendisini çürüten alışkanlıklardan neden kolayca kurtulamadığı sorusunda toplanır. Hüseyin Rahmi dili ve şehir gözlemini kullanarak okuru hem güldüren hem huzursuz eden bir anlatı kurar. Efsuncu Baba böylece batıl inancı egzotik bir merak konusu değil, gündelik ilişkileri ve düşünme biçimlerini etkileyen toplumsal bir güç olarak görünür kılar.