
😶🌫️

Josef K., otuzuncu yaş gününün sabahında suçunun ne olduğunu bilmeden tutuklandığını öğrenir. Franz Kafka'nın Dava romanında bu tutuklama onu hemen bir hücreye kapatmaz; gündelik yaşamını sürdürmesine izin veren, fakat her adımını görünmez bir yargı düzenine bağlayan daha sarsıcı bir süreci başlatır. Bankadaki işi, pansiyondaki ilişkileri ve kişisel güveni, ulaşılamaz mahkemelerin gölgesinde yavaş yavaş çözülür. K. kendisini savunmaya çalıştıkça avukatlar, görevliler, aracılar ve anlaşılmaz kurallarla örülü yeni koridorlara girer.
Romanın gerilimi, belirli bir suçun araştırılmasından değil, suçluluk ihtimalinin hayatın tamamına yayılmasından doğar. Kafka dar odalar, havasız bürolar ve bitmeyen görüşmeler aracılığıyla bürokrasiyi hem fiziksel hem zihinsel bir labirent olarak kurar. Olayların tuhaflığına eşlik eden ölçülü anlatım, korkuyla kara mizahı yan yana getirir. Josef K.'nın mantıklı açıklama arayışı, sistemin kendi belirsizliğini güç kaynağı olarak kullanması karşısında sürekli boşa çıkar. Dava, bireyin kurallarını öğrenemediği bir otorite önünde nasıl yalnızlaştığını inceler; adalet, sorumluluk ve suçluluk kavramlarını kesin yanıtlar sunmadan rahatsız edici bir açıklıkla tartışır.
Bookspace topluluğundan 22 gönderi

😶🌫️

İnsan özgürdür, çünkü kaçacak hiçbir yeri yoktur.”

Huzur, yanlızca doğruyu bulduğunda değil, onu aramaktan vazgeçtiğinde de gelir.

Beni kimse zorlamadı. Kendim yürüdüm o kapıdan içeri. Hayat, sanki ben onu reddettiğim için cezalandırıyordu beni: bütün suçlarımı tek bir suçta topluyor, bütün günahlarımı tek bir sorguya indirgiyordu. Oysa kimse durup sormuyordu: ‘Bu adam neye boyun eğdi? Neyi reddetti? Neden kendi kalbine karşı suç işlemiş gibi duruyor?’ Sessizlik içinde bir ömür, dile getirilmeyen suçun en ağır cezasıdır.”

herkes birbirinden davacı ama bi o kadar da iç içe…

“çünkü dava genelde yanlızca halktan değil, ama davalıdan da gizliydi.”

K. konuşmaya başlamadan önce etrafa baktı. Yüzlerce göz kendisine çevrilmişti. ‘Siz burada ne yaptığınızı biliyor musunuz?’ diye bağırdı. ‘Adalet dağıttığınızı mı sanıyorsunuz? Siz, bu tozlu odalarda, anlamını bilmediğiniz belgelerle, insanları yargılıyorsunuz! Ama ben size boyun eğmeyeceğim. Ben suçlu değilim! İnsanın en büyük trajedisi, suçlu olmasa bile bir gün mutlaka yargılanacak olmasıdır.

Özgürlük, ne zaman ve nerede olursa olsun, sadece sınırların farkına varmak demekti.

İnsan bu dünyada otuz yıl yaşamışsa eğer hep yalnız başına savaşmak zorunda kalmışsa, o zaman beklenmeyen olaylara karşı bağışıklık kazanıyor ve bunlar yüzünden çok sarsılmıyor.

Bir sabah uyandığınızda sebepsiz yere tutuklandığınızı hayal edin. Suçunuzun ne olduğunu bilmiyorsunuz ve bunu size kimse söylemiyor. Ne hissederdiniz?
"Şu son günlerde ne kadar acı içindeyim bilemezsiniz."

"Adalet, her şeyin yerli yerinde durmasını sağlamalıdır; ancak adalet her zaman hareket halindedir."

Yalnızlık, yanlış yerde olmaktan değil, yanlış insanların arasında olmaktan doğar.
“Suçsuz olman, mahkum olmayacağın anlamına gelmez.”

“Kadın eli her şeye sessizce çeki düzen verir.”

seçeneklerin artıları eksileriyle neredeyse birbirine eşittir.
“Bir kapı kapandığında, arkasından bir başka kapı açılır; ama biz çoğu zaman kapanan kapıya öyle uzun bakarız ki, açılan kapıyı göremeyiz.

Bu insanlarla geçinmek hem çok zordu hem de çok kolay; bunun bir kuralı yoktu .

“Birisi seni kandırıyorsa, sebebi senin doğruyu istememendir.”

Taş bile olsaydı yumuşardı öyle değil mi?

“Suçlu olmak değil, neyle suçlandığını bilmemek insanı zayıflatır.”

uskudarda tatlı yerken hakkında konusur muyuz.
“Adalet rahat olmalı, yoksa terazi sallanır ve adil bir hüküm verilemez”
“Bu bir komediyse, o da rolünü oynayacaktı.”
“Kaybolmak istemiyorsan, yolculuğa çıkma….”
“K. konuşmaya başlamadan önce etrafa baktı. Yüzlerce göz kendisine çevrilmişti. ‘Siz burada ne yaptığınızı biliyor musunuz?’ diye bağırdı. ‘Adalet dağıttığınızı mı sanıyorsunuz? Siz, bu tozlu odalarda, anlamını…”
“K. bir hukuk devletinde yaşıyordu, her yerde barış hüküm sürüyordu, tüm yasalar işliyordu, böyle olduğu halde ona evindeyken baskın yapmaya kim cesaret edebilirdi? K. genellikle hiçbir şeyi ciddiye almamaya çalışır…”
“Bu ilk dilekçe çok önemliydi, çünkü savunmanın yarattığı ilk etki çoğu zaman duruşmanın tüm seyrini etkilerdi. Ancak bazen ilk dilekçelerin mahkeme tarafından hiç okunmadığı da olurdu. K. buna hazırlıklı olmalıydı.…”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş