
O yüzden değil mi içimizi tutmalarımız, birine teslim olmaktan korkmalarımız, ortalıkta gergin ve tedirgin dolanmalarımız? Anlatsam mı, anlatmasam mı?kararsızlığımız. Bu sevgi beni acıtır mı? kuşkularımız.

Gabriel García Márquez'in Yüzyıllık Yalnızlık romanı, Buendía ailesinin Macondo'yu kuruluşundan başlayarak kuşaklar boyunca taşıdığı büyük anlatıyı izler. José Arcadio Buendía ile Úrsula Iguarán'ın kurduğu kasaba; keşifler, savaşlar, aşklar ve tekrarlanan aile adlarıyla zamanın düz bir çizgi olmaktan çıktığı bir dünyaya dönüşür. Gündelik olanla olağanüstünün aynı sakin ton içinde buluşması, Macondo'nun tarihini hem somut bir toplumsal hafıza hem de efsane duygusuyla biçimlendirir.
Ailenin farklı kuşaklarında benzer tutkuların ve yalnızlık biçimlerinin geri dönmesi, geçmişin unutulmasıyla onun yeniden yaşanması arasındaki bağı güçlendirir. Siyasal çatışmalar, ekonomik dönüşüm ve dışarıdan gelen güçler kasabanın kapalı evrenini sürekli değiştirirken kişisel ilişkiler bu büyük tarihin duygusal kaydını tutar. Tekrarlanan adlar ve benzer seçimler, kuşakların birbirinden ayrılmasını zorlaştırırken aile içindeki yalnızlığın farklı yüzlerini de belirginleştirir. Macondo'nun yükselişi ve çözülüşü, ailenin içe kapanan dünyasıyla dış tarihin baskısını aynı anlatı akışında buluşturur. Yüzyıllık Yalnızlık, hafıza ile unutma arasındaki gerilimi döngüsel zaman duygusuyla işler ve aile tarihini Latin Amerika'nın değişen dünyasına açar.
Bookspace topluluğundan 65 gönderi

O yüzden değil mi içimizi tutmalarımız, birine teslim olmaktan korkmalarımız, ortalıkta gergin ve tedirgin dolanmalarımız? Anlatsam mı, anlatmasam mı?kararsızlığımız. Bu sevgi beni acıtır mı? kuşkularımız.

"Büyülü ama gerçek, hisli ama farkındalığı sağlayan..." ````````````````````````````````````` Harikasın... Márquez!

İnsan kalbi bir labirenttir; çıkışı bulmak bazen bir ömür sürer.

Birisi kabuk tutmuş yaralarımızı okşamaya başladığında, cırt diye açılıveriyor ve kanamaya başlıyor yeniden oluk oluk. Birine teslim olduğumuzda ve içimizi döktüğümüzde bedenimiz ve ruhumuz kan içinde kalıyor. O yüzden değil mi içimizi tutmalarımız, birine teslim olmaktan korkmalarımız, ortalıkta gergin ve tedirgin dolanmalarımız? "Anlatsam mı, anlatmasam mı? "kararsızlığımız." Bu sevgi beni acıtır mı?" kuşkularımız.

“İnsan, yüreğinin derinliklerinde sakladığı şeyleri, bazen sadece zamanın akışıyla keşfeder.”

Yüreğini kolla Aureliano, ölmeden çürüyorsun.

Birisi kabuk tutmuş yaralarımızı okşamaya başladığında, cırt diye açılıveriyor ve kanamaya başlıyor yeniden oluk oluk. Birine teslim olduğumuzda ve içimizi döktüğümüzde, bedenimiz ve ruhumuz kan içinde kalıyor. O yüzden değil mi içimizi tutmalarımız, birine teslim olmaktan korkmalarımız, ortalıkta gergin ve tedirgin dolanmalarımız? “Anlatsam mı, anlatmasam mı?” kararsızlığımız. “Bu sevgi de beni acıtır mı?” kuşkularımız.

İnsanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa, o adam o toprağın insanı değildir.
Seni sen olduğun için değil senin yanındayken olduğum kişi için seviyorum.

“Bir insanın kalbi, terk edildiği zaman bir anda ölmez. Yavaş yavaş, sanki damla damla boşalırcasına ölür. Oysa en kötüsü, kalbin boşaldığını, artık hissedemediğini fark ettiğin o andır."

bu kitabin özel baskısı var okumak istiyolum ama okumaya korkuyorum

''İnsanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa o adam o toprağın insanı değildir.''

“Ne kimsenin önünde eğil, ne kimseye dil dök.”

“Yüreğini kolla, Aureliano,” dedi, ., ölmeden çürüyorsun.”

Benimle vedalaşmaya kalkma sakın. Ne kimsenin önünde eğil, ne kimseye dil dök. Beni çok önceden vurmuşlar gibi davran.

"Yüreğini kolla, Aureliano," dedi, "ölmeden çürüyorsun."

Birisi kabuk tutmuş yaralarımızı okşamaya başladığında,cırt diye açılıveriyor ve kanamaya başlıyor yeniden oluk oluk. Birine teslim olduğumuzda ve içimizi döktüğümüzde bedenimiz ve ruhumuz kan içinde kalıyor. O yüzden değil mi içimizi tutmalarımız, birine teslim olmaktan korkmalarımız, ortalıkta gergin ve tedirgin dolanmalarımız? "Anlatsam mı anlatmasam mı?" Kararsızlığımız" Bu sevgi beni acıtır mı?" Kuşkularımız.
“İnsanlar, anlamadıkları şeylerden korktukları için onları yok sayarlar.”

1- Buendíaların yalnızlığı, geçmişi hatırlayamayan ve dolayısıyla birbirlerine ulaşamadan aynı hayatları tekrar tekrar yaşayan bir ailenin yalnızlığıdır; Macondo ise bunun toplumsal ve tarihsel karşılığıdır.

“Yüreğini kolla, Aureliano,” dedi, “ölmeden çürüyorsun.”

“İnsanın yaşadığı yer değil, hatıralarının olduğu yerdir memleket.”

“Bir ilişkiyi kadın başlatır, kadın bitirir. Ama başlatan ve bitiren, aynı kadın olmayabilir.”

2- Buendíalar yaklaşık bir yüzyıl boyunca Macondo’da yaşarlar; isimler bile tekrar eder: José Arcadio’lar ve Aureliano’lar. İsimlerle birlikte karakter eğilimleri, tutkular, ensest ilişkiler, savaşlar, saplantılar ve başarısızlıklar da geri döner. Dolayısıyla romanın zamanı doğrusal ilerliyormuş gibi görünse de aslında daireseldir. Aile, geçmişinden ders çıkaramadığı için geçmişi yeniden yaşamaya mahkûm olur. Bu yüzden “yüz yıllık yalnızlık”, bir bakıma Buendía ailesinin yüz yıllık tarihidir.

“Aşk, zamanı değil; zaman aşkı değiştirir.” “Hayat, insanın yaşadığı değil; hatırladığı ve anlatabildiği kadardır.”
“Ölümü umursadığı yoktu, ama yaşam çok şey demekti.”
“Birisi kabuk tutmuş yaralarımızı okşamaya başladığında, cırt diye açılıveriyor ve kanamaya başlıyor yeniden oluk oluk. Birine teslim olduğumuzda ve içimizi döktüğümüzde bedenimiz ve ruhumuz kan içinde kalıyor. O yüzden…”
“Unutkanlık, insanların ağır kanlılığına taban tabana zıt bir hızla ağır bastıkça anılar unutulup gidiyordu.”
“Bir insanın kalbi, terk edildiği zaman bir anda ölmez. Yavaş yavaş, sanki damla damla boşalırcasına ölür. Oysa en kötüsü, kalbin boşaldığını, artık hissedemediğini fark ettiğin o andır.”
“İnsanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa, o adam o toprağın insanı değildir.”
“Albay Marquez,”Yüreğini kolla, Aureliano,”dedi, “ölmeden çürüyorsun”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş