
"Aman Ali Rıza Bey, komşular ne der sonra, herkes pencereye dikildi, 'Hayriye'nin evi yine curcuna kazanı' diyorlar!"

Eski değerlere bağlı bir memurun ailesi, yoksulluk ve değişen hayat şartları karşısında bir arada kalmaya çalışır. Reşat Nuri Güntekin, Yaprak Dökümü romanında ev içindeki çözülmeyi toplumdaki ekonomik ve ahlaki dönüşümle birlikte ele alır. Baba, dürüstlük ve gelenek üzerine kurduğu düzeni korumak isterken çocukların beklentileri giderek başka bir dünyanın ölçülerine yaklaşır. Geçim sıkıntısı, gündelik kararları ağırlaştırır; para, statü ve yeni alışkanlıklar aile üyeleri arasındaki güveni aşındırır. Aynı çatı altında başlayan küçük ayrılıklar, zamanla kuşaklar arasındaki değer çatışmasının görünür işaretlerine dönüşür.
Romanın merkezinde, ilkelerinden vazgeçmeden ailesini korumaya çalışan bir insanın çaresizliği bulunur. Toplumsal değişim dışarıdaki koşulları dönüştürürken evin içindeki sevgi ve sorumluluk bağlarını da yeniden biçimlendirir. Güntekin, karakterleri tek boyutlu ahlaki örneklere indirgemeden her birinin baskı altında verdiği kararların sonuçlarını izler. Yaprakların daldan birer birer ayrılması imgesi, ailenin dağılmasını ve eski düzenin geri döndürülemez kaybını taşır. Yaprak Dökümü, yoksulluk, modernleşme ve kuşak çatışması üzerinden aile bütünlüğünün nasıl kırıldığını inceleyen; bireysel seçimleri dönemin sosyal koşullarıyla ilişkilendiren güçlü bir toplumsal romandır.
Bookspace topluluğundan 20 gönderi

"Aman Ali Rıza Bey, komşular ne der sonra, herkes pencereye dikildi, 'Hayriye'nin evi yine curcuna kazanı' diyorlar!"

Ali Rıza Bey için yeni yıl, dökülen son yaprakların ardından gelen beyaz bir sayfaydı

Dünya değişiyor Ali Rıza Bey, biz sadece seyrediyoruz

ali rıza Bey, sen bu kafayla gidersen biz yakında ağaç kabuğu kemiririz!

Fikret, kardeşlerinin gürültüsünden kaçmak için başını tencere diplerine gömüyordu

necla, 'O kürk benim!' diyerek Leyla’nın üzerine atıldı ve iki kardeş bir post parçası için birbirlerini hırpalamaya başladılar

Ali Rıza Bey, pencerenin önünde her sabahki gibi dalgın duruyor; günün ilk ışıklarıyla uyanan sokağa bakarak kendi kendine sessiz bir 'günaydın' diyordu

Gök gürültülü bir dünya sofrasında, hepimiz birer birer dalından kopan o son yapraklarız

Aman ağzımızın tadı bozulmasın Ali Rıza Bey!

evde ekmek almaya para yokken, Leyla ile Necla’nın kürk mantolar içinde, sanki bir prensesmiş gibi sokağa çıkmalarındaki o garip azamet, Ali Rıza Bey’i hem ağlatıyor hem de acı acı güldürüyordu

leyla dershaneye gitmek için evden çıkıyor, fakat bambaşka yollara, bambaşka bir hayata sapıyordu

necla ile Leyla, birbirlerine en ağır hakaretleri ederken bile aynanın karşısından ayrılmıyorlar; bir yandan ağlıyor, bir yandan da gözlerine kaçan sürmeleri düzeltiyorlardı.

ferhunde, bir dakika sükûnet içinde yaşamaya tahammülü olmayan, mutlaka bir gürültü, bir patırtı arayan mahluktu.

"Fakat bu düşkün zamanında bir şeye sarılıp inanmaya o kadar muhtaçtı ki..."

Ferhunde’nin zehirli bir gülüşü, kızların bütün huzurunu kaçırmaya yetiyordu.

İnsan bazen kendi evinde bile gurbettedir

Ferhunde, bu evde her şeyi fırtınaya çevirmeyi başaran bir sihirbaz gibiydi.

Ferhunde, bir elinde aynası, diğer elinde fitnesiyle evin ortasında öyle bir oturuyordu ki; Leyla ile Necla’yı birbirine kırdırmak için sadece kaşını kaldırması yetiyordu

fikret, bir köşede dizlerini dövüyor; Leyla ile Necla, birbirlerinin saçını başını yolmamak için araya giren annelerinin kollarını ısırıyorlardı

Artık kalbim öldü. sevmeye kudretim kalmadı
“Seni sevmek, hayata tutunmak gibiydi. Ne kadar dağılsam da, kalbim seni düşündüğünde toparlanıyordu. Aşk, insanı ayakta tutan en sessiz güçtür.”
“İnsanların paradan başka şeylerle de mesut olacaklarına inanarak yaşadım.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş