
Pür ateşim açtırma benim ağzımı zinhar, Zalim, beni söyletme, derunumda neler var; Bilmez miyim ettiklerini, eyleme inkâr, Zalim, beni söyletme, derunumda neler var!

Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu romanı, genç öğretmen Feride’yi İstanbul’dan Anadolu’nun farklı kasabalarına uzanan bir yolculuk içinde izler. Hareketli, alaycı ve bağımsız mizacıyla çevresindeki kalıplara kolayca boyun eğmeyen Feride, kişisel kırgınlıklarını geride bırakmaya çalışırken öğretmenlik üzerinden kendine yeni bir hayat kurar. Bu yol, yalnızca mekân değişikliği değil, karakterini sınayan bir büyüme deneyimidir.
Romanın aşk hattı, konuşulamayanlar ve yanlış anlamalarla şekillenir. Feride’nin duygularını saklayan güçlü sesi ile içinde taşıdığı incinmişlik arasındaki karşıtlık, anlatının canlılığını besler. Anadolu’daki görev yerleri ise dönemin taşra hayatını, eğitim koşullarını ve toplumsal beklentilerini görünür kılar. Reşat Nuri Güntekin, kahramanını ideal bir simgeye dönüştürmeden onun cesaretini, gururunu ve yalnızlığını birlikte işler.
1922’de yayımlanan Çalıkuşu, aşk romanı ile toplumsal gözlemi buluşturan akıcı bir okuma sunar. Feride’nin diri anlatım sesi, romanın ağırlaşmasını engellerken okuru bağımsızlık, meslek, aidiyet ve iletişimsizlik üzerine düşündürür. Duygusal bir klasik arayanlar kadar, Osmanlı’nın son döneminde Anadolu’ya ve kadın öğretmen deneyimine edebiyat üzerinden bakmak isteyen okurlar için de güçlü bir başlangıç noktasıdır.
Bookspace topluluğundan 47 gönderi

Pür ateşim açtırma benim ağzımı zinhar, Zalim, beni söyletme, derunumda neler var; Bilmez miyim ettiklerini, eyleme inkâr, Zalim, beni söyletme, derunumda neler var!

Hayatın bir felaketten sonra daima bir saadet verdiğini, o güzel darbımeselin söylediği gibi, ayın on beşi karanlıksa on beşinin mutlaka aydınlık olacağını bilmiyor değildim.

Kalbimi kimseye anlatamadım. Beni deli, çocuk, saf sananlar oldu. Oysa ben sadece temiz kalmak istedim. Dünyanın kirinden arınmış, sade bir kalp taşımak… Ama anladım ki, saf olmak bazen en büyük suç. Çünkü insanlar, anlamadıklarını yok sayıyorlar.

Hangi ümide sarılsam elimde kalıyor, neyi seversem ölüyor.

İnsan, yaşadığı yerlerde beraber bulunduğu insanlara görünmez ince tellerle bağlanırmış; ayrılık vaktinde bu bağlar gerilmeye, kopan keman telleri gibi acı sesler çıkarmaya başlar, her birinin gönlümüzden kopup ayrılması, bir ayrı sızı uyandırırmış. Bunu yazan şair ne kadar haklıymış!

İLK OKUDUĞUM ROMAN ; REŞAT NURİ GÜNTEKİN - ÇALIKUŞU 1998 / İlkokul 5.Sınıfa giderken ☺️ Adana’ya taşındığımız ilk günlerdi.. Sizin ilk kitabınız nedir?

Dünyada, bir parça iyilik edebilmekten daha güzel bir şey olmuyor.

Yara sıcakken acımaz, hemşireciğim. Hele bir kere soğumaya başlasın. Sen bak, seyret kızcağız nasıl yanıp yakılacak?

Büyük bir denizi uçarak geçen bir kuşun hayalinde ne kadar kalması mümkünse, bende de aşağı yukarı ona benzer bir şey kalmıştır. Her tarafı akıcı parıltılarla dolu bir mavi boşluk içinde uçmak sarhoşluğu.

"insan birink sevmek felaketine uğradı mı esir gibi bir sey oluyor."
"Beni çocukken çok ağlattılar Kâmran. Belki de bu yüzden şimdi her şeye gülüyorum."

Daha yirmi üç yaşıma girmedim; yüzümden, vücudumdan çocukluğun izleri silinmedi; halbuki gönlüm, baştan başa bütün sevdiklerimin ölüleriyle dolu.

Bahçede kuru bir ağac vardı. Firsat buldukça oraya tırmandığımı ve tehditlere kulak asmadan teneffüs sonuna kadar daldan dala atladığımı gören muallim bir gün '' Bu çocuk insan değil ÇALIKUŞU!'' Diye bağırdı.

Hayat, insanı bazen öyle yerlere sürükler ki, insan kendi kendine "Acı çekiyorum, fakat yaşıyorum" der.

Daha o gün anlamıştım Feride, ben ömrümce seninle sınanacaktım. Çünkü insan daima en sevdiğiyle sınanır.

O vakit, sadece gözlerim ağlamıştı. Bu gece gönlüm ağlıyor.

Daha yirmi üç yaşıma girmedim; yüzümden, vücudumdan çocukluğun izleri silinmedi; halbuki gönlüm, baştan başa bütün sevdiklerimin ölüleriyle dolu.

Bir kadın yalnız kalınca deli sanılır, ama bir erkek yalnız kalınca Filozof ...😒

O vakit, sadece gözlerim ağlamıştı. Bu gece gönlüm ağlıyor.

biter mi?

Ben dün akşam mühim bir karar verdim. Neye? Yaşamaya. Bu ne demek? Gayet sade, kendimi öldürmemeye.

Aptallığın lüzumu yok. Biraz gayret. Biliyorum ki, yaşamak için artık güler yüzden, cesaretten başka sermayen kalmamıştır.

İnsan, birini sevmek felaketine uğradı mı, esir gibi bir şey oluyor.

Hayat, bir nehir gibi akar gider, fakat bazen bir çağlayan olur bazen de bir bataklık
“Sevecek bir hakiki insan bulanlara şaşmak lazım... Çünkü onun bir hayalini bile bulmak o kadar güç, o kadar güç ki...”
“Bir kerecik olsun saç saça, baş başa dövüşerek hıncımı çıkarmak için evlenmemizden başka çare kalmıyor gibiydi. :D :)))”
“Beni çirkin mi buluyorsun? Hayır… Çirkin değil… Belki hatta güzel… Fakat ıslah kabul etmez surette saf, aptal…”
“Sonrası ne olacak, Allah’ın emriyle, Peygamber’in kavliyle seni kendime alırdım, olur biterdi.”
“İnsan birini sevmek felaketine uğradı mı esir gibi bir şey oluyor.”
“Zavallı yavrucuk elimin içinde kanatlarını, boynunu kısarak öyle bir titriyordu ki... Öteki elimle kediyi başından tuttum: -Bu hain yeşil gözlerdeki tatlılığa bakan, seni gökyüzündeki melekleri düşünüyor sanır, dedim.…”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş