
"Ben bu muyum? Değilim. İçimde bir sürü “ben”ler kaynaşıyor. Kendimi hangisine bağlayacağımı şaşırıyorum…”

Aynı evde yaşayan insanlar, birbirlerinden giderek uzaklaşan düşünceleri ve ilişki biçimleriyle ortak bir hayatın içinde farklı yalnızlıklar kurar. Peyami Safa, Yalnızız romanında aile fertlerinin çatışmalarını daha geniş bir toplumsal kimlik arayışıyla birlikte ele alır. Doğu ile Batı, madde ile mana, ruh ile beden ve idealizm ile materyalizm arasındaki ikilikler, karakterlerin gündelik seçimlerinde ve birbirlerini anlama çabalarında görünür olur. Fiziksel yakınlık duygusal yakınlığı garanti etmez; kalabalığın içindeki yalnızlık, bireysel bir sıkıntıdan toplumun ortak sorununa dönüşür.
Roman, Batılılaşma sonrasında kişisel değerlerle toplumsal yönelimler arasında oluşan uyumsuzluğu ruh çözümlemeleri üzerinden inceler. Karakterlerin farklı mizaçları, tek bir doğruyu temsil etmek yerine aynı dönemin çelişkili tepkilerini taşır. Anlatının içinde kurulan ütopya ülkesi Simeranya, mevcut hayatın eksiklerine karşı alternatif bir düşünme alanı açar ve metne üstkurmaca bir boyut kazandırır. Peyami Safa, toplumun “ruhunu arama” meselesini soyut bir fikir tartışmasına bırakmadan aile ilişkilerinin kırılganlığına bağlar. Yalnızız, modernleşme sancısını psikolojik çözümleme ve ütopya fikriyle birleştiren; insanın kendisiyle, yakınlarıyla ve yaşadığı toplumla kurduğu bağdaki kopuşları sorgulayan çok katmanlı bir romandır.
Bookspace topluluğundan 19 gönderi

"Ben bu muyum? Değilim. İçimde bir sürü “ben”ler kaynaşıyor. Kendimi hangisine bağlayacağımı şaşırıyorum…”

“Âşıklara haber vermek isterim: kalbin tüm meseleleri yalnız kalpte halledilir, çünkü bir hissin hakkından ancak başka bir his gelir.”

Benim için konuşmasına lüzum yok. Derin tesirler dilsizdir.

-Niçin evlenmiyorsun? +Ben kendimi kaybedersem evlenirim. -Ne demek o? +Başım dönecek kadar seversem.

Her hastalık evvela ruhta başlayıp sonra vücuda sirayet etmiş bir isyandır.

“Sevmek, bazen uzak durmayı gerektirir.”

Kaderinin şoförü sensin. Emin ol. Onu dram istikametinde sürme. Biraz gül, yahu! Değmez vallahi bu dünya.

İçinde onu sevdiği günlerin heyecanı var.

En şiddetli arzular bana en biçimsiz anlarda ve en olmadık yerlerde gelir.

“Ruh, görünmez acıların en sessiz taşıyıcısıdır.”

En çok düşündüğümüz kelimeyi en az kullanmaya bizi mecbur eden gururumuzu aldatmak için, sevmek fiiline sözden başka ifade şekilleri ararız."
"İnsanın bütün felaketleri tabiata karşı gelmesindendir."

yıne salon tenha ve karanlık. yine gözleri yaylı kapının buzlu camlarında uzayıp kısalan gölgelere dikili. yine onların arasında sağa sola kayan donuk pırıltılar. yine ikide bir sallanan kanat, hafif bir gıcırtı ve beklenenin yerini alan yabancılar. yine arzuyu fırçalayan ve gururu buruşturan bir sabırsızlık. camda uzayan ve genişleyen gölgenin, tam ona benzemek üzere iken, anlaşılmaz hangi bulanık çizgi ve kımıldanış farkiyle ondan ayrılmasının verdiği hayal kırıklığı. birbirinin üstünden kayıp giden sıkıntı anlarının bazan tükenmezlik ihtimalini düşündüren sonsuzluk vehmi ve dehşeti...

herkes hafızasından şikayet eder, muhakemesinden şikayet eden yoktur.

Simeranya.. Samim’in zihninde kurduğu, gerçeğin ulaşacağı en üst düzey mükemmel toplum ve insan modelidir. İnsanların iyilik, dürüstlük, erdem ve içsel arınma ile yaşadığı; maddi çıkarların, yalanların olmadığı ideal bir ülke/evren gibidir. Peyami Safa’nın Yalnızız romanı, iç dünyasında büyük çatışmalar yaşayan Samim’in, toplumun ahlaki çöküşüne karşı verdiği düşünsel mücadeleyi anlatır. Samim, kardeşi Besim ve kuzeni Selma ile birlikte modern yaşamın sahte yüzünü sorgularken, insanın en büyük sorununun kendi kendisine yabancılaşması olduğunu vurgular. Kitaptan En Can Alıcı Alıntı: “İnsan yalnız doğar, yalnız yaşar, yalnız ölür. Yalnızlık bizim en eski, en sadık kaderimizdir.”

Hadi gelin konuşalım içimizi açalım. Ne kadar yalnızız?

“Çünkü susmak cevapların en fenasıdır."

Yalancılığa da doğruculuğa da tahammül edemeyen bir dünyadayız.

Yalnızız, insan ruhunun derinliklerinde gizlenen o tarifsiz içsel yalnızlığı merkeze alan bir romandır. Samim, hem modern düşüncelerin savunucusu hem de kendi iç huzursuzluğunun esiri olan bir aydın olarak karşımıza çıkar. Gizli defterine döktüğü düşünceler, aslında insanın kendi iç sesiyle yaptığı bitmek bilmeyen hesaplaşmanın bir sembolüdür. Aşk, vicdan, ahlak ve Doğu ile Batı arasındaki çatışma; romanın dokusuna işlenmiş temel temalardır. Her bir karakter, farklı değerlerin ve içsel gerilimlerin bir yansıması gibidir. Ve roman bize hatırlatır ki, kalabalıkların ortasında bile insan, en keskin yalnızlığı kendi içinde taşır.
“Senin ondan ayrılmaya karar vermen, artık senin için onun mevcut olmadığını kabul etmen demektir. Bir hiçlik önünde hiçbir mesele kalmaz.”
“Arar mı? İşte aşk mücadelelerinin en büyük meselesi: Arar mı? Ben onun için neyim? İkimiz de bunu bilmiyoruz. Ayrılık en müthiş test - bunu öğretecek bize.”
“Ne tuhafım ben. Herkes böyle midir? Uykuda bütün arzuları değişebilir mi? Ne oluyor insanın içinde haberi olmadan?”
“Sana kolay bir formül vermek için diyebilirim ki, aşk iki kin arasında bir mütarekedir.”
“İnsan, bazen kalabalıkların ortasında bile yapayalnız kalır. Çünkü yalnızlık, etrafında kimsenin olmaması değil, seni anlayacak birinin bulunmamasıdır. En büyük sessizlik, insanın içinde başlar.”
“Mücadelesiz ve eziyetsiz bir zaferin değeri yoktu.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş