
Belki de susmak, gerçeği anlatmanın tek yoluydu.

Musikinin ses ile sessizlik arasındaki geriliminden kurulan İhsan Oktay Anar'ın Suskunlar romanı, eski İstanbul'da birbirine dolanan hayatları masalsı ve karanlık bir anlatıda buluşturur. Eflâtun ile Dâvut'un çevresinde genişleyen hikâye, musiki ustalarını, dervişleri, hayaletleri ve iktidar arzusuyla hareket eden kişileri aynı şehir labirentine yerleştirir. Kayboluşlar ve şiddet olayları ilerledikçe müzik estetik bir unsur olmanın ötesine geçerek insanların birbirini duymasını ya da susturmasını belirleyen bir kuvvet haline gelir. Tarihî mekânlar ile olağanüstü hadiseler arasındaki geçişler, gerçeğin tek bir anlatıcıya sığmadığını sürekli hatırlatır.
İhsan Oktay Anar çok sesli kurguyu eski kelimelerin ritmi, mizah ve metafizik göndermelerle örer. Merkez çatışma, iyilik ile kötülüğü basitçe ayırmak yerine sevgi, kibir, şefkat ve tahakkümün insan ilişkilerinde nasıl karşılık bulduğunu araştırır. Karakterlerin hikâyeleri ayrı kollardan ilerlese de musiki ortak bir hafıza ve bağ kurma imkânı yaratır. Sesin bedende, mekânda ve hatırada bıraktığı izler anlatının parçalarını birbirine bağlar; susmak da konuşmak kadar sonuç doğuran bir seçime dönüşür. Eserin biçimsel gücü, sessizliğin yokluk değil, duyulmayan hayatların ve sözlerin biriktiği anlamlı bir alan olduğunu göstermesinde belirginleşir.
Bookspace topluluğundan 8 gönderi

Belki de susmak, gerçeği anlatmanın tek yoluydu.

Senin bize gelmenin sebebi, yalnızca bizim çağırmamız değil, başkalarının da sana git demesiydi. Hiç kimse için kötüdür deme. Onlar, bilmeden iyilik edenlerdir.

"Kusur, benim imzamdır. Bir ismim olduğu sürece bir kusurum da olacak ve olmalı."

bazı gönderiler nedense ihsan oktay anar’ın kullandığı osmanlıca kelimeler gibi : gereksiz

"Kin şeytanın kahkahasıdır."

“halt etmişler” … “en mükemmel musıki sağ esen olmak ve bâsur illetinin pençesinde kıvranmamaktır”…

Ama kör olmasına rağmen hiçbir şey görmüyor değildi. Gözlerinin ona gösterdiği yegane şey, o uçsuz bucaksız karanlıktı. Tıpkı sessizliği dinleyen Eflatun gibi, kahin de sustu. Belki de susmak, gerçeği anlatmanın tek yoluydu.

bence en under the avarage kitabı olabilirdi sıkılarak okudum
“Tıpkı sessizliği dinleyen Eflatun gibi, kahin de sustu... belki de susmak, gerçeği anlatmanın tek yoluydu..." Suskunlar İhsan Oktay Anar”
“Kulak eğer gerçeği anlarsa gözdür." MEVLANA, Mesnevî, II, 871 çev. Süleyman Nahifi”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş