İhsan Oktay Anar, Kitab-ül Hiyel’de eski zaman mucitlerinin şaşırtıcı hayatlarını, kurdukları düzenekleri ve icat etme arzusunun peşinde sürüklendikleri dünyayı anlatır. Romanın kişileri yalnız işe yarayan araçlar üretmeye çalışan ustalar değildir; merak, ihtiras, hayal gücü ve şöhret isteği onların girişimlerine sürekli karışır. Bu yönüyle hiyel, mekanik bir beceri olmanın yanında insanın dünyaya hükmetme arzusunu gösteren bir anlatı eksenine dönüşür.
Yafes Çelebi, Calûd, Lalezar Necef Bey ve Angilidis Efendi gibi mucitlerin yanına Samur, Yağmur Çelebi ve Uzun İhsan Efendi de katılır. Aktarıcılar, rivayet edenler, mağdurlar, sarhoşlar, meyhaneciler ve kahveciler aracılığıyla hikâyeler bir kişiden ötekine geçer. Her yeni anlatı, icatların ardındaki niyeti ve onları tasarlayan insanların zaaflarını başka bir açıdan sergiler.
Anlatı, geçmişin teknik merakını kuru bir tarih dökümüne çevirmek yerine söylenti, hayat hikâyesi ve kurmaca yoluyla canlandırır. Düzenekler kadar onları kuran zihinlerin tutkuları da önem kazanır. Başarı ile saplantı, yaratıcılık ile hile, bilgi ile güç arasındaki sınırlar bulanıklaşırken roman, insanın yeni bir şey yapma isteğinin hem üretken hem de yıkıcı yüzünü araştırır. Ortaya çıkan mucitler geçidi, paylaşılması kolay olmayan ama okurun başkasına anlatma isteği duyacağı özgün bir dünya kurar.