
her gün kendimi bütünüyle inşa ediyor ve bütünüyle yıkıyordum

Thomas Bernhard'ın Sarsıntı romanı, Steiermarklı bir köy doktorunun oğlunu bir günlük hasta ziyaretlerine götürmesiyle başlar. Dağlık Avusturya kırsalında ilerleyen baba ile oğul, hastalığın yalnız bedende değil, ailelerde ve çevrede yarattığı çözülmeyle karşılaşır. Anlatıcının gözlemleri, yoksulluk, yalnızlık ve ruhsal sıkışmışlık içindeki farklı hayatları birbirine bağlayan ilk bölümü oluşturur.
Yolculuğun ulaştığı Hochgobernitz şatosunda romanın ağırlık merkezi değişir. Doktorun hastası Prens Saurau, ailesi, mülkü, toplum ve kendi zihni üzerine uzun, kesintisiz bir monoloğa girişir. Bu konuşma, dışarıdaki vakaların parçalı görünümünü tek bir kişinin paranoyası ve düşünce akışı içinde yoğunlaştırır. Baba ile oğul giderek dinleyici konumuna çekilirken dil, teşhisin yerini alan ve kendi sarsıntısını üreten bir güce dönüşür.
Sarsıntı, olayların çözülmesine dayanan geleneksel bir taşra romanı değildir. Bernhard iki farklı anlatım tonunu birleştirerek hastalık ile çevre, bireysel zihin ile toplumsal düzen arasındaki sınırları belirsizleştirir. Romanın gerilimi bir sonuca ulaşmaktan çok, gözlem ve monoloğun okuru kapalı bir düşünce evrenine adım adım çekmesinden doğar; erken dönem Bernhard düzyazısının sonraki eserlerine uzanan sesini burada belirgin biçimde duymak mümkündür.
Bookspace topluluğundan 1 gönderi

her gün kendimi bütünüyle inşa ediyor ve bütünüyle yıkıyordum
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş