
"Cumhuriyet her şeyden üstündür ve halkın çıkarları her şeyden önemlidir."

Dünya edebiyatının en önemli yapıtlarından olan İki Şehrin Hikayesi, Paris ve Londra arasında gelişen olay kurgusuyla, tarihin en hareketli anlarından birinin, Fransız Devrimi'nin ekseni etrafında biçimlenir. Edebiyat dünyasının "Dickens'ın en büyük tarihi romanı", yazarın kendisinin ise "yazdığım en iyi hikaye" diye tanımladıkları yapıt, Fransız Devrimi'nin Terör döneminde, Paris'in öfkeli, kana bulanmış sokaklarında, giyotinin gölgesinde yaşamak zorunda kalan bir grup insanın hayatına odaklanır. On sekiz yıl yattığı Bastille Hapishanesi'nden çıkan Doktor Manette' le, İngiltere'ye gönderdiği kızının Londra'da sürdürdükleri yaşamları, yollarının tekrar Paris'e düşmesiyle iradeleri dışında bir seyir kazanır. Sürükleyici gerilimi, güçlü lirizmiyle devrimi, toplumsal mücadeleyi, zalimliği, yoksulluğu ve aşkı çağının nabzını da tutarak olanca ihtişamıyla anlatan İki Şehrin Hikayesi, bu nitelikleriyle hem klasik edebiyatın zirvelerinden hem de tarihin en güçlü hikayelerinden biridir.
Bookspace topluluğundan 48 gönderi

"Cumhuriyet her şeyden üstündür ve halkın çıkarları her şeyden önemlidir."

Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı hem aptallık, hem inanç devriydi hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu.
"Dünyada sevgi diye bir şey varsa, bu benim ona duyduğum şeydir." 🧭

Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi; hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık; hem inancın devriydi hem şüpheciliğin; hem Aydınlık hem Karanlık bir mevsimdi; umudun baharı, umutsuzluğun kışıydı; hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu; hepimiz ya doğruca Cennete gidecektik ya da tam aksi istikamete

Uzun zamandır yalnızlığa o kadar alışmış ki yanında başka birine tahammülü yok.

Hadi bakalımm buna başlıyorummm🙋♀️

Zamanların en iyisiydi ve en kötüsüydü. Bilgeliğin ve aptallığın çağıydı. Hem inanç hem de kuşku devriydi. Işığın da asrıydı karanlığın da. Hem umut baharıydı hem de umutsuzluk kışı. Ger şeye sahiptik hiçbir şeyimiz yoktu..

Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi; hem bilgelik çağıydı hem ahlaklık; hem inancın devriydi hem şüpheciliğin; hem Aydınlık hem Karanlık bir mevsimdi; umudun baharı, umutsuzluğun kışıydı; hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu..."

zamanların en iyisiydi zamanların en kötüsüydü

🙋♀️🙋♀️

Acı ve ümitsizlik, müthiş bir güç barındırır içinde...

Askeri bilgiden yoksun subaylar; geminin ne olduğunu bile bilmeyen denizciler; devletin gidişatından bihaber devlet memurları; şehvetli bakışları, gevşek dilleri ve gayri ahlaki yaşamalarıyla, olabilecek en dünyevi din adamları oradaydı; hiçbiri liyakat sahibi değildi fakat hepsi rezilce öyleymiş taklidi yapıyordu; hepsi bir şekilde Monsenyör'ün tarikatının bir parçasıydı, bu yüzden de herhangi bir maddi getirisi olan tüm devlet pozisyonlarında bunlar görev alıyor, paraya para demiyorlardı.

pişmanlık duymadan dalgalanan huzursuz deniz kin ve acının fırınlarında o denli kavruldu ki hiçbir şey duymaz oldu...

"Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana - sözün kısası, şimdikine öylesine yakın bir dönemdi ki, kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin, iyi ya da kötü fark etmez, sadece 'daha' sözcüğü kullanılarak diğerleriyle karşılaştırılabileceğini iddia ederdi." İki Şehrin Hikayesi/Charles Dickens

Her insanın bir başkası için sonsuz bir muamma oluşu üzerinde düşünülmesi gereken muazzam bir hakikattir.

"Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, Aydınlık mevsimiydi, Karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana.."

Çok derinden yaralı bir kalbi var ve bunu çok çok nadir açıyor insanlara...

Sözler bazen mahkemeden daha keskin bir yargıçtır.

“Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü.”

Hayalindeki bu güzel şehirde, aşk ve güzellikler havadar balkonlardan sarkmış onu seyrediyordu, yaşam meyveleri bahçelerde olgunlaşıyor, umut nehrinin suları pırıl pırıl parlıyordu. Bir anlık bir hayaldi, kaybolup gitmişti. Kederli kederli yükseldi güneş; güneş ışıklarının vurduğu hiçbir şey yüreğindeki iyi niyeti ve sahip olduğu yetenekleri doğru kullanma becerisinden yoksun, kendi iyiliği ve mutluluğuna zerre kadar hayrı olmayan, kendi çürüyüşünün farkında olduğu halde bu çürümenin onu yiyip bitirmesine izin veren bu adam kadar kaderli olamazdı.

Ne çok insan ve ne büyük ıssızlık!

Zaten bunca kötülükten iyi bir şeyin çıkması mümkün değildi; böylesine mutsuz bir başlangıca mutlu son yakışmazdı.

Yaşamak, uğruna ölünecek bir şey bulmakla anlam kazanır.

“En büyük arzum bu dünyaya ait olduğumu unutabilmek.“
“Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık çağıydı, hem inanç çağıydı, hem de kuşku çağıydı, hem aydınlık mevsimiydi, hem karanlık mevsimiydi, hem umut baharıydı, hem de umutsuzluk…”
“…Kısacası o günler tıpkı şimdiki gibi o kadar uzaktaydı ki, kimileri iyi ve kötü şeylerin üstünlük derecesini karşılaştırdığında, o günlerin gelmiş geçmiş en iyi günler olduğunda ısrar ediyordu”.”
“günlerin en güzeliydi, günlerin en kötüsü”
“Yan yana kümelenmiş karanlık her ev, kendi sırrını barındırır içinde. Her evin her odasında ayrı bir sır vardır. Ve oradaki yüz binlerce göğüste çarpan yürekler, en yakınındaki için bile bir sırdır! Onca kalabalığa…”
“Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi; hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık; hem inancın devriydi hem şüpheciliğin; hem Aydınlık hem Karanlık bir mevsimdi; umudun baharı, umutsuzluğun kışıydı; hem…”
“Fransa'nin o zengin topraklarında ve çeşitli ikliminde bile, bu korkuyu yaratan sartlardan daha belirgin bir şekilde olgunlaşacak hiç- bir çalı, yaprak kök filiz ya da biber tanesi yoktur. .Insanlığı, benzer şekilde…”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş