
Örneğin okulda “Doğru yoldan ayrılmayacağım” diye bişey söylerdik. Ben bunun evden kiliseye giderken en doğru, en kısa yoldan yürümek anlamına geldiğini sanırdım hep. Bu yüzden diğer yollardan hiç yürümezdim.

Charles Dickens, Büyük Umutlar'da yetim Pip'in çocukluktan yetişkinliğe uzanan yolunu sınıf atlama arzusuyla vicdan arasındaki gerilim üzerinden kurar. Kent kıyısındaki mütevazı hayatından gizemli bir servetin açtığı Londra çevresine geçen Pip, centilmen olmayı incelikli görünmekle karıştırdıkça kendisine sadakat gösteren insanlardan uzaklaşır. Estella ve Miss Havisham'ın dünyası onun aşk, saygınlık ve utanç hakkındaki hayallerini beslerken, servetin kaynağına ilişkin belirsizlik karakterin kendi değerini başkalarının bakışıyla ölçmesine yol açar. Joe ile kurduğu bağ ise Pip'in geride bıraktığı hayatın sıcaklığını ve emeğin onurunu sessizce hatırlatır.
Romanın birinci tekil anlatımı, Pip'in gençlik yanılgılarını sonradan değerlendiren sesiyle hem yakınlık hem eleştirel mesafe yaratır. Dickens; hapishane, eğitim, para ve aile bağlarını yan yana getirerek Viktorya toplumundaki sınıf ayrımlarını kişisel bir olgunlaşma hikâyesine dönüştürür. Londra'nın parlak çevreleriyle çocukluğun sade ilişkileri arasındaki karşıtlık, görünüş ile değer arasındaki mesafeyi büyütür. Olayların nihai çözümünü açıklamadan ilerleyen bu çerçevede asıl değişim, Pip'in büyük umutlarının gerçekleşip gerçekleşmemesinden çok onları hangi bedellerle kurduğunu fark etmesidir. Romanın kalıcı gücü, toplumsal yükseliş fikrini sadakat ve ahlaki sorumluluk ölçüsüyle sınamasında yatar.
Bookspace topluluğundan 23 gönderi

Örneğin okulda “Doğru yoldan ayrılmayacağım” diye bişey söylerdik. Ben bunun evden kiliseye giderken en doğru, en kısa yoldan yürümek anlamına geldiğini sanırdım hep. Bu yüzden diğer yollardan hiç yürümezdim.

Pip için dünya, yaşadığı küçük madenci köyünden ibaretti. Ablası ve köyün demircisi olan eniştesiyle yaşıyordu…

Çok acı çektim ben ve bu acı her türlü öğretiden daha çok etkiledi beni. Senin kalbinin eskiden ne halde olduğunu anladım. Eğildim ve kırıldım ama öyle umuyorum ki daha iyi bir şekle girdim.

Her kim tarafından yetiştirilmiş olurlarsa olsunlar, çocukların varlıklarını sürdürdükleri küçük dünyalarında, haksızlık kadar derinden hissedilip derinden algılanan bir şey yoktur.

"Herkesin haksızlığına uğramış gibi, adsız bir küskünlük vardı içimde.”

İçimden gelen o çığlığı sahiden kopardım mı, yoksa ruhumun çığlığı olarak sessiz mi kaldı?

Ben yandım siz yanmayın.. “Onu akla karşı, söze karşı, huzura karşı, umuda karşı, mutluluğa karşı, olabilecek tüm cesaret kırıcı şeylere karşı sevdim.” - Dickens, Büyük Umutlar

İçimden gelen o çığlığı sahiden kopardım mı, yoksa ruhumun çığlığı olarak sessiz mi kaldı?

"İyimser olmak zorundayım," dedi Herbert, "çünkü bu hayatta tutunacak pek de fazla bir şeyim yok."

Bir dalgalanırsın, bir durulursun. Hayat bu işte!

İyimser olmak zorundayım, çünkü bu hayatta tutunacak pek de fazla bir şeyim yok.

O an geleceğe dair bir plan yapmak en az bir fil yaratmak kadar imkânsızdı benim için.

"İyimser olmak zorundayım," dedi Herbert, "çünkü bu hayatta tutunacak pek de fazla bir şeyim yok."

"İyimser olmak zorundayım," dedi Herbert, "çünkü bu hayatta tutunacak pek de fazla bir şeyim yok."

“Şimdi de ben varım” Gözleri huzur içinde tavana doğru çevrildi Başı yavaşça önüne doğru düştü. SON.

Lise son. Samsun karakış. Yollar kapanmış okul tatill. Köyde, sobanın yanındaki tekli koltukta sabahtan başladım okumaya. Babaannem yanımda örgüsünü ördü, arada Karadır Kaşkarın'ı mırıldandı. Yemek yemedim, mola vermedim, Pip ile çıktık yolculuğa. Kalktığımda kitap bitmiş, içimdeki duygu sönmemişti. Hayatımdaki en değerli günlerden biridir “Gerçek sevginin ne olduğunu anlatayım sana,” dedi. “Körü körüne bağlanmak, kendini hiç sorgusuz aşağılatmaktır. Karşındakine yüzde yüz boyun eğmek; kendi aklına, tüm dünyanın uyarılarına karşın ona güvenmek, benliğini cellatının eline hiç esirgemeden vermektir. Benim yaptığım gibi!”

Önümde uzanan dünya öyle büyük, öyle bilinmezdi ki!

"Güzel miyim?" "Evet, bence çok güzelsiniz." "Çok mu kırıcıyım?" Bana okumayı sevdiren kitaplardan. 2005 yılı yoğun karlı bir kış yaşıyorduk. Lise 2 gün tatil edilmişti ve bu kitabı sobanın dibinde okuyup bitirmiştim. Yaşım gereği o zaman Pip ile çok yakın hissetmiş, onun dünyasında kendime yer bulmuştum.

Zaten tüm yaşantımız boyunca böyle en kötü zayıflıklarımız ile hainliklerimizi en tiksindiğimiz kimseler uğruna yaparız…

Çünkü ona göre kalbi asil olmayanın davranışlarının asaletinin bir hükmü yoktu. ''Ne kadar cila sürersen sür, ağacın damarlarını saklayamazsın;sen cilayı sürdükçe damarlar kendini belli eder.'' der.

"İyimser olmak zorundayım," dedi Herbert, "çünkü bu hayatta tutunacak pek de fazla bir şeyim yok."

Kısacası, yalan yalandır. Nereden doğarlarsa doğsunlar, doğmamaları gerekir.

İçimden gelen o çığlığı sahiden kopardım mı, yoksa ruhumun çığlığı olarak sessiz mi kaldı?
“Pip için dünya, yaşadığı küçük madenci köyünden ibaretti. Ablası ve köyün demircisi olan eniştesiyle yaşıyordu…”
“Her kim tarafından yetiştirilmiş olurlarsa olsunlar, çocukların varlıklarını sürdürdükleri küçük dünyalarında, haksızlık kadar derinden hissedilip derinden algılanan bir şey yoktur.”
“Şimdi de ben varım” Gözleri huzur içinde tavana doğru çevrildi Başı yavaşça önüne doğru düştü. SON.”
“Örneğin okulda “Doğru yoldan ayrılmayacağım” diye bişey söylerdik. Ben bunun evden kiliseye giderken en doğru, en kısa yoldan yürümek anlamına geldiğini sanırdım hep. Bu yüzden diğer yollardan hiç yürümezdim.”
“ “Kalbimizde sakladığımız yaralar en çok kanayanlardır.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş