
"...Bir sefer mutfakta tencere tava arasında ağlarken görmüştüm onu. alakasız yerlerde ıstırap çekmek ıstırabı ikiye katlar. bir mezar başında ağlamak çok daha makuldur, kimse neden diye sormaz."

Kırık anların bir araya gelişini izleyen Emrah Serbes'in Hikâyem Paramparça kitabı, öykü, anı ve kısa anlatı sınırlarında dolaşan parçaları bir toplamda buluşturur. Çocukluk, mahalle, arkadaşlık, erkeklik halleri ve kayıp duygusu farklı anlatıcı tonlarıyla belirir. Parçalar tek bir kahramanın kesintisiz yaşamını kurmaz; gündelik bir ayrıntıdan, eski bir karşılaşmadan ya da hafızada kalmış bir sesten hareketle ortak bir duygusal alan açar. Başlıktaki parçalanma, yalnızca acıyı değil hatırlamanın seçici ve sıçramalı yapısını da tanımlar.
Serbes kısa sahnelerde mizahı sertlikle, duygusallığı kendini saklayan bir konuşma diliyle yan yana getirir. Bağımsız metinler arasında tekrar eden ses ve temalar, kitabı rastgele bir derleme olmaktan çıkarır; kişisel hafıza ile yakın dönem toplumsal deneyimi birbirine bağlar. Hikâyem Paramparça, büyük açıklamalar yerine eksik bırakılmış karşılaşmaların etkisine güvenir. Koleksiyonun ağırlığı, geçmişi bütünlüklü bir öyküye dönüştürme iddiasında değil; kırılmış anıların yan yana geldiğinde kurduğu samimi, huzursuz ve yer yer komik yankıda toplanır. Kısa parçalar arasındaki boşluklar, söylenmeyen ayrıntıların da anlatının duygusal ritmine katılmasına ve hafızanın eksik doğasının korunmasına izin verir.
Bookspace topluluğundan 9 gönderi

"...Bir sefer mutfakta tencere tava arasında ağlarken görmüştüm onu. alakasız yerlerde ıstırap çekmek ıstırabı ikiye katlar. bir mezar başında ağlamak çok daha makuldur, kimse neden diye sormaz."

Babam fabrikadan aldığı maaşın yarısıyla 20 sene boyunca taksit ödeyip Yapı Kooperatifinden bir daire sahibi oldu. Taksitlerin bittiği ay deprem oldu. Ev yıkıldı. Ek yumrukla nakavt. Her zaman böyle olur. Mutlu olmak için bir sürü faktörün bir araya gelmesi gerekir. Mutsuzluk için tek neden yeter..

Karanlıkta nüfus sayımı şöyle yapılır: Yaşayanlar bir sigara yakar.
Karanlıkta nüfus sayımı şöyle yapılır: Yaşayanlar bir sigara yakar.

Bir şeyin kıymetini bilmenin en klasik yolu onu kaybetmektir.
Hiç kimse bıçakla kesilmiş gibi terk edemez bu dünyayı. Bir insanın tam manasıyla ölmesi için onu hatırlayan hiç kimsenin kalmaması gerekir. Bu memlekette milyonlarca ölü yaşıyor bu hesapla bakarsak. Kimsenin siklemediği insanlar. Ateşböcekleri gibi, görünmek için karanlığa muhtaçlar. Belki bir gece nezarethaneleri andıran demir parmaklıklı zemin katlardan çıkarlar ve ışıltılı bir mezarlık mahallesi kurarlar, sonra da silahlanıp gelirler ortalığın anasını sikerler. Herkesi öldürürler. Herkes öldüğü için de herkes unutulmuş olur. Böylece eşitlik sağlanmış olur. Bir tanrı varsa eğer o gece kendini de bağışlamak zorunda kalır.

benim işim gücüm yoktu, üstadın altıncı kattan düşen kedisi pempe'nin yamulan sırtını düzeltmeye çalışırdım

babamın öldüğü gün birine aşık olmuştum. bazen öyle olur, her şey üstüste gelir. polis olmasaydım katil olurdum çünkü sahici bir sarstıntı sahte bir dengeden iyidir. binlerce ceset, binlerce katil, ve bir evlilik gördüm. seni, intihar ettiğin gün tanıdım kızım. seninle o gün barıştım. şimdi sadece geceleri yapayalnız ve yalınayak anlayabildiğim şeyler var. şimdi benim de yalanlara inanmaya ihtiyacım var. bütün çaresiz insanlar gibi... dağılan bir okul gibi... acılarımız da birbirine benziyor artık kızım. birbirine benzeyen parmaklar gibi ama her birinin eşsiz bir izi var.

bir kaplumbağanın kalbini sökersen o kalp 1 saat daha atar
“Aslında herkes üç aşağı beş yukarı aynı hayatı yaşıyor; aynı dertler, aynı yalanlar, aynı umutlar... Fark, bu hikâyenin sana ait olduğunu ne zaman anladığında başlıyor. Çünkü o zaman ya hikâyeni değiştiriyorsun ya da…”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş