İnsan en çok kendine geç kalıyor.

Emrah Serbes, Deliduman’da sözü on yedi yaşındaki Çağlar İyice’ye verir. Çağlar; kız kardeşi Çiğdem’i ünlü etme umutlarını, belediye başkanı dayısını ve yakın arkadaşı Mikrop Cengiz’i anlatır. Depresyonun eşiğindeki annesi, eski sevgilisi, unutamadığı dedesi ve hatırladıkça öfkelendiği babası, onun kişisel dünyasının farklı düğümleridir. Genç anlatıcının sesi, aile hatıralarıyla taşra sıkışmışlığını aynı öfke içinde taşır.
Hikâye dermansız ve güdük olarak nitelenen ilçeden yükselir, sonra İstanbul’a uzanır. Sokakların ve çocukluk mekânlarının üzerinden geçen imar ile para iştahı, Çağlar’ın çevresini ve geçmişle kurduğu bağı tehdit eder. İkiyüzlü dünya, kalp kıranlar ve değişen mahalleler onun isyanının parçalarıdır. Barikatların gerisindeki hareketlilik, gençlerin özgürlük arzusunu erken kaybetme duygusuyla yan yana getirir.
Öfke yalnızca yüksek sesli bir tepki değildir; kaybedilen insanlara ve tutulamayan umutlara bağlıdır. Emrah Serbes, Gezi döneminin ruhunu yerinde duramayan, bağıran, ağlamamak için yumruğunu sıkan gençlerin deneyimiyle resmeder. Deliduman, Çağlar’ın kişisel hesabından genişleyen ve büyük zamanların kıyıda bıraktığı insanların sesine kulak veren bir gençlik ve isyan romanı olur.
Bookspace topluluğundan 3 gönderi
İnsan en çok kendine geç kalıyor.

Her insanı seven birileri bulunur. Çünkü, budur dünyadaki son adalet kırıntısı.

kırılan bütün kalplerin hesabını soracağız
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş