
Kitap kurtluğu; çevrelerinde acılarını ve hazlarını paylaşacak kimse olmadığı zamanlar daha da hüzünlü bir güzelliğe bürünen bu hastaları sevgiyle selamlıyorum.

17. yüzyıl İstanbul’unda Türk korsanların tutsak ettiği Venedikli bir bilgin, astronomi, fizik ve resimle ilgilenen bir Osmanlı tarafından satın alınır. Orhan Pamuk’un Beyaz Kale romanında efendi ile köle arasındaki şaşırtıcı fiziksel benzerlik, iki adamı bilgi ve kimlik üzerine giderek derinleşen bir ilişkiye sürükler. Osmanlı efendi Venedik’i ve Batı bilimini öğrenmek isterken ikili, Haliç’e bakan karanlık bir evde birbirlerine hayatlarını anlatır.
Konuşmaları, kişisel hatıralarla bilimsel tasarıları aynı masada buluşturur. Veba salgınının dolaştığı İstanbul sokakları, Çocuk Sultan’ın düşsel dünyası ve büyük bir silah yapma girişimi, aralarındaki güç dengesini sürekli değiştirir. Birbirlerini tanımaya çalıştıkça benzerlikleriyle farklılıklarının hangisinin gerçek, hangisinin anlatılmış bir kurgu olduğu belirsizleşir.
Beyaz Kale, Doğu ile Batı karşıtlığını hazır hükümlerle açıklamak yerine iki insanın birbirine tuttuğu ayna üzerinden sorgular. Orhan Pamuk, efendi-köle ilişkisini bireysel ve millî kimliklerin nasıl kurulduğunu araştıran bir anlatıya dönüştürür. Tarihsel atmosferle düşsel unsurların iç içe geçtiği roman, “Ben neden benim?” sorusunu merkezine alır ve kimliğin değişebilir sınırlarını sonuçları açıklamadan izler.
Bookspace topluluğundan 4 gönderi

Kitap kurtluğu; çevrelerinde acılarını ve hazlarını paylaşacak kimse olmadığı zamanlar daha da hüzünlü bir güzelliğe bürünen bu hastaları sevgiyle selamlıyorum.

Aptal oldukları için başlarının üstünde gezinen yıldızlara bakıp düşünmüyorlardı, aptal oldukları için öğrenecekleri şeyin önce neye yarayacağını soruyorlardı, aptal oldukları için ayrıntılara değil özetlere meraklıydılar, aptal oldukları için birbirlerine benziyorlardı.

Önceden belirlenmiş bir hayat olmadığını, bütün hikâyelerin aslında birer rastlantılar zinciri olduğunu birçokları bilir. Ama gene de, bu gerçeği bilenler bile, hayatlarının bir döneminde, geri dönüp ona baktıklarında, rastlantı olarak yaşadıkları şeylerin birer zorunluluk olduğuna karar verirler.

Alakamızı uyandıran bir kimseyi, bizce meçhul ve meçhullüğü derecesinde cazibeli bir hayatın unsurlarına karışmış sanmak ve hayata ancak onun sevgisiyle girebileceğimizi düşünmek bir aşk başlangıcından başka neyi ifade eder?
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş