“Arada bir dünyaya bir başkasının gözlerinden bakabilmeyi bilmek gerek, demişler. Asıl o zaman dünyanın ve insanların esrarını kavramaya başlarmış insan…”

İstanbullu avukat Galip, eşi Rüya'nın kaybolmasıyla onu bulmak için şehrin sokaklarına ve aile geçmişinin karanlık noktalarına yönelir. Orhan Pamuk, Kara Kitap romanında bu arayışı Rüya'nın ünlü köşe yazarı üvey kardeşi Celâl'in yokluğuyla birleştirir. Galip, ikisinin birlikte saklanmış olabileceğini düşünür; fakat Celâl'in evi de boş çıkınca soruşturma giderek kişisel bir kimlik bilmecesine dönüşür. Kayıp gazetecinin giysilerini kullanmaya, telefonlarına cevap vermeye ve onun adıyla yazılar kaleme almaya başlayan Galip, aradığı kişiye yaklaşırken kendi benliğinin sınırlarını da bulanıklaştırır.
Romanın İstanbul'u yalnız olayların geçtiği bir şehir değildir; Doğu ile Batı'nın, geçmiş ile bugünün ve hikâye ile gerçeğin birbirine karıştığı büyük bir labirenttir. Celâl'in yazıları, sokak işaretleri ve kültürel hatıralar Galip'in yorumlaması gereken ipuçları hâline gelir. Amatör dedektiflik ile kimliğe bürünme oyunu ilerledikçe anlatı, bir insanın başka birinin hikâyesini yaşayarak kendisini bulup bulamayacağını sorgular. Kara Kitap, sonucu açıklamadan kayıp, taklit, hafıza ve yorum arasındaki ilişkiyi araştıran; İstanbul'un seslerini ve görüntülerini alışılmadık bir gizem yapısında birleştiren çok katmanlı bir romandır.
Bookspace topluluğundan 14 gönderi
“Arada bir dünyaya bir başkasının gözlerinden bakabilmeyi bilmek gerek, demişler. Asıl o zaman dünyanın ve insanların esrarını kavramaya başlarmış insan…”

Hafıza diye yazmıştı bir köşe yazısında Celâl, bir bahçedir. "Rüya'nın bahçeleri, Rüya'nın bahçeleri..." diye düşünmüştü o zamanlar Galip, "düşünme, düşünme, kıskanırsın!" Ama Galip karısının alnına bakarak düşündü.

"Yalnızca kendileri olabildikleri için ıssız çöllerdeki taşları, insan ayağı değmemiş dağların arasındaki kayalıkları, hiç kimsenin görmediği vadilerdeki ağaçları kıskanıyorum"

"Kendiniz olmakta güçlük çekiyor musunuz?"

“Hafızanın bahçesi çoraklaşmaya başlayınca," demişti o son akşamların birinde Celâl, “İnsan elde kalan son ağaçların ve güllerin üzerine şefkatle titrer. Kuruyup gitmesinler diye, sabahtan akşama kadar onları sulayıp okşuyorum: Hatırlıyorum, hatırlıyorum ki unutmayayım!”

Severdim seni her zaman yürüdüğümüz sokaklarda, bir an, sanki güneş o sabah batıdan doğmuş gibi yepyeni bir ışık ve yepyeni bir köşeyle karşılaştığımızda, sokakları değil, seni severdim...

Daha çok sevmek,daha çok gülmek,daha çok düşünmek isterdik. Daha çok görmek, daha çok anlamak, daha çok güvenmek isterdik. Şimdi bizden kalanlar bu istekler ve bu kelimeler. Huzur, rüyalar, uyku ve öpüşler vardı.

"Saklan ki bir sırrın olduğuna hükmetsinler."

yalnızca kendi olabildikleri için çöllerdeki taşları kıskanıyorum

...insanın artık hiçbir zaman hikâyenin aslı hangisidir, hayatın aslı hangisidir anlayamayacağını anlattım.

rotüşlenmiş fotoğraflar insan ruhunu törpülüyor

sokaklar boyu bir rüyada gezinirmiş cesine gezinip durdu

şehir hep birlikte gürültülü bir şekilde yenen aile yemeği gibi ona tanıdık geliyordu

Bir zamanlar, Boğazʼın ipek sularını gümüş gibi ışıldatan mehtabı seyrettiğimiz balkonlardan, gömülemedikleri için alelacele yakılan ölülerden çıkan mavimsi dumanın aydınlığını seyredeceğiz artık. Boğaz kıyılarındaki erguvan ve hanımellerinin bayıltıcı serinliğini koklayarak rakı içtiğimiz masalarda, çürüyen ölülerin genzimizi yakan o küfle karışık kekre kokusunun tadını alacağız.
“Zaten okumak yazarın harflerle anlattığı şeyleri aklın sessiz sinemasında bir bir resimlendirmekten başka nedir ki?”
“Çünkü hiçbir şey hayat kadar şaşırtıcı olamaz. Yazı hariç. Yazı hariç. Evet tabii, tek teselli yazı hariç.”
“Şehir;hep birlikte gürültülü bir şekilde yenen aile yemeği gibi ona tanıdık geliyordu”
“rötüşlenmiş fotoğraflar insan ruhunu törpülüyor”
“Gâh kar yağıyordu, gâh karanlık”
“Daha çok sevmek, daha çok gülmek, daha çok düşünmek isterdik. Daha çok görmek, daha çok anlamak, daha çok güvenmek isterdik. Şimdi bizden kalanlar bu istekler ve bu kelimeler. Huzur, rüyalar, uyku ve öpüşler vardı.…”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş