Dışarıdan bakıldığında genç, güzel ve özgür bir hayat süren Veronika, içindeki eksiklik duygusunu aşamayınca yaşamına son vermeye karar verir. Paulo Coelho'nun Veronika Ölmek İstiyor romanında başarısız girişimin ardından bir akıl hastanesinde uyanır ve kalbinin gördüğü zarar nedeniyle çok az zamanı kaldığını öğrenir. Ölümü istemişken ölümün yaklaşması, günlük alışkanlıklarına ve bastırdığı arzularına başka gözle bakmasına yol açar. Hastanedeki farklı insanlar, toplumun “normal” saydığı davranışların dışında kalmanın tek bir anlamı olmadığını gösterir. Veronika onların hayatlarını tanıdıkça kendi benliğini ve seçimlerini yeniden değerlendirmeye başlar.
Roman, yaşam ile ölüm arasındaki gerilimi bireysel özgürlük, korku ve toplumsal beklentiler üzerinden kurar. Hastane hem kapalı bir kurum hem de dış dünyanın yargılarından geçici olarak uzaklaşılabilen bir alan hâline gelir. Veronika'nın zamanının sınırlı olduğuna inanması, daha önce ertelediği duyguları açıkça yaşamasını sağlar. Veronika Ölmek İstiyor, umutsuzluktan hazır bir mutluluk reçetesi çıkarmak yerine insanın hayatını başkalarının ölçülerine göre mi yoksa kendi değerleriyle mi yaşayacağını sorgulayan; ölüm bilincini yaşam arzusuyla karşı karşıya getiren psikolojik bir romandır.