
Kırk yaşımızda yüreğimize yirmimizde sıktığımız bir kurşunla ölüyoruz.

Barış Bıçakçı, Sinek Isırıklarının Müellifi’nde yazdığı romanı bir yayınevine gönderen Cemil’in bekleyişini, eşi Nazlı ve yakın çevresiyle paylaştığı gündelik hayatın içine yerleştirir. Cemil’in evde sürdürdüğü yazma uğraşı, tamamlanmamış düşünceler, sessizlikler ve küçük aksaklıklarla yan yana ilerler. Edebiyat ile hayat arasındaki sınır, büyük olaylardan çok, evin dar alanında biriken ayrıntılar ve söylenemeyen sözler üzerinden belirsizleşir.
Roman, aşkı ve arkadaşlığı toplu konut yaşamının sıradan ritmi içinde ele alırken erkeklik beklentileriyle duygusal kırılganlık arasındaki gerilimi inceler. Cemil’in yazarlık arzusu yalnız kişisel bir hedef değildir; başkalarıyla kurduğu ilişkilerde kendisini nasıl anlattığını, neyi ertelediğini ve hangi boşlukları sakladığını da belirler. Bıçakçı’nın kısa bölümlerle kurduğu yalın anlatı, karakterleri açıklamak yerine davranışların ve konuşma aralarının taşıdığı anlamı öne çıkarır.
Bu ölçekte kurulan anlatının gücü, tamamlanmış bir başarı öyküsü sunmasından değil, yazma isteğini sevgi, mahcubiyet ve gündelik sorumluluklarla aynı ölçekte tutmasından gelir. Cemil’in yayınevinden gelecek yanıta odaklanan bekleyişi, insanın kendi hayatına dışarıdan bir hüküm gelmesini beklemesinin sessiz ağırlığına dönüşür.
Bookspace topluluğundan 1 gönderi

Kırk yaşımızda yüreğimize yirmimizde sıktığımız bir kurşunla ölüyoruz.
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş