Barış Bıçakçı, Aramızdaki En Kısa Mesafe’de aynı soyadının çevresinde toplanmış beş kişinin belirip kaybolan dünyasına bakar. Anlatıcı, olayları tek bir ana öyküye bağlamakla ilgilenmez. Bunun yerine çocukluğun tamamlanmadan kalmış anlarını, aile içindeki yakınlıkları ve zamanla biçim değiştiren küçük ayrıntıları bir araya getirir. Bu parçalı yapı, geçmişin düzenli bir hikâye gibi hatırlanmadığını sezdirir.
Kitaptaki çocukluk yetişkinliğe doğru ilerleyip geride bırakılan kapalı bir dönem değildir. Bakışlar, suskunluklar ve gündelik karşılaşmalar sonraki yıllarda da anlatıcının zihninde yaşamaya devam eder. Ailenin beş üyesi aynı ad altında bir arada görünse de her birinin varlığı hafızada farklı yoğunluklarla belirir. Yakınlık, yalnızca aynı evde bulunmaktan değil, birbirinin anılarında bıraktığı yerden doğar.
Bu dünyada hiçbir şey yalnızca yaşandığı biçimde kalmaz; hatırlama, olayları yeniden kurar ve aralarındaki mesafeyi değiştirir. Anlatıcı geçmişe kesin bir açıklama vermek için dönmez, kaybolan parçaların bugünde nasıl yankılandığını izler. Kısa anlatılar bu yolla aileyi, çocukluğu ve belleği tek bir doğrusal çizgiye zorlamadan yan yana getirir. Okurun karşısına çıkan bütün, insanlar arasındaki en kısa yolun kimi zaman ortak anılardan geçtiğini düşündürür.