Viyana'da sahaflık yapan Mendel'in bütün serveti, kitaplara duyduğu sevgi ve olağanüstü belleğidir. Eserleri, baskıları ve bibliyografik ayrıntıları zihninde taşıyan bu adam için dünya, kitaplar aracılığıyla anlamlı ve düzenli bir bütüne dönüşür. Avusturya'nın Birinci Dünya Savaşı'na girmesiyle Mendel'in korunaklı yaşamı altüst olur. Savaşın bürokratik ve siyasal şiddeti, onun kişisel kaderini değiştirirken birikmiş kültürel hafızayı da tehdit eder. Zweig, insani dramın arkasında Avrupa kültürünün hoyratça parçalanmasını ve unutmanın yıkıcı gücünü gösterir.
Bu baskıda Sahaf Mendel'e Kadın ve Doğa adlı ikinci öykü eşlik eder. Şiirsel bir anlatımla ilerleyen bu metin, toprağın ve insanın bağlı olduğu güçlü arzuları ele alır. İki öykü farklı olaylara yönelse de hafıza, tutku ve insanın kendisini aşan kuvvetler karşısındaki kırılganlığı çevresinde buluşur. Stefan Zweig, kitap sevgisini geçmişi koruyan bir bağ olarak kurarken doğaya ilişkin anlatıda bedensel ve duygusal dürtüleri öne çıkarır. Sahaf Mendel, bir kitap insanının yıkımını kültüre yönelik saldırıyla birleştiren; yanındaki ikinci öyküyle arzunun başka bir yüzünü gösteren, kısa fakat yoğun bir koleksiyondur.