
aslinda aklimda baska bir kitap vardi. icinden bir not cikti .bu tarz seyler daha tılsımlı geliyor bana. basliyorum ...

Anton Hofmiller, engelli genç bir kıza karşı düşüncesizce yaptığı bir gafın ardından utanç ve acıma duygusuyla hareket eder. Stefan Zweig, Sabırsız Yürek'te bu ilk hatanın nasıl giderek karmaşık bir ilişkiye ve vicdan çatışmasına dönüştüğünü inceler. Anton kıza yardımcı olmak ve verdiği zararı onarmak ister; fakat iyi niyetle başladığı ilgi, karşısındaki insanın beklentilerini ve kendi sorumluluğunu büyütür.
Zweig anlatının merkezine iki farklı merhamet biçimi yerleştirir. Sabırsız merhamet, başkasının acısını gerçekten paylaşmak yerine kişinin kendi huzursuzluğundan hızla kurtulma isteğidir. Yaratıcı ve dayanıklı şefkat ise acı çekenin yanında kalmayı, duyguların ağırlığını bilinçli biçimde taşımayı gerektirir. Anton'un kararları bu ayrımın sınandığı noktada şekillenir; vicdanı onu harekete geçirirken aynı duygu kaçınma ve yanlış umut üretme tehlikesi de taşır.
Sabırsız Yürek, merhametin her zaman masum sonuçlar doğurmadığını gösteren psikolojik bir romandır. Stefan Zweig, Anton'un iç konuşmaları ve giderek daralan seçenekleri aracılığıyla acıma, suçluluk ve sorumluluk arasındaki farkları açar. Okur olayların yönünü izlerken, bir başkasına yardım etme arzusunun ne zaman onun hayatına müdahaleye dönüştüğünü de sorgular.
Bookspace topluluğundan 9 gönderi

aslinda aklimda baska bir kitap vardi. icinden bir not cikti .bu tarz seyler daha tılsımlı geliyor bana. basliyorum ...

Dünyada bir şeyi yarım söylemek ya da yarım bırakmak kadar kötü bir şey yoktur..'' Çünkü eksik, tamdan fazla yer kaplar hayatımızda..

“Bahtsızlık insanı alıngan, acı çekmek de insafsız yapar.”

Bize en sasirtici görünen seyler aslinda en doğal olanlardir...

Kaderin yaraladığı kişi sonsuza kadar hassas davranır. "

SABIRSIZ BİR YÜREKLE ACIMAK ‘Roman neden okunur’ sorusuna henüz cevap veremeyenlerdenseniz bu satırları okumamanızı salık veririm. ‘Bazı soruların cevabı olmaz; senin suâlin de bu kabilden bir soru’ diye bir önceki cümleme karşılık verirseniz ‘hadi oradan’ derim; ve eklerim: Henüz Sabırsız Yüreki okumamışsızınızdır. Bitmesin diye bir sonraki güne ertelenen romanlar olur; bunlardan biridir Sabırsız Yürek. Romanın başkahramanları Edith ve Hofmiller’ın duygularına eşlik ettiğim her gün, gerçekliğin pençesinden sıyrılıp romana akmak ve içinde ete kemiğe bürünmek istedim. Zweig’ın bu sarsıcı şaheserini yazarken sabırsız bir yürekle kime acınması - acınmaması mı demeliydim?- gerektiğini tasvir ettiğini düşündüm, Edith ve Hofmiller’ın duygularını aktaran ilk sahifelerde. Biraz pedagojik ve aceleyle verilmiş acemice bir aldanmacanın girdabına düşmüş olduğumu fark etmem uzun sürmedi. Romanın gerçekliğinden gerçekliğin sahteliğine geçmeme neden olan ve adeta elimden bırakmak istemediğim dönüş

Dünyada bir şeyi yarım söylemek ya da yarım bırakmak kadar kötü bir şey yoktur..'' Çünkü eksik, tamdan fazla yer kaplar hayatımızda..

3 gundur ilk 5 sayfayi okuyup kapatiyorum . bu sefer devami gelsin artikk 🤪

Dünyada bir şeyi yarım söylemek ya da yarım bırakmak kadar kötü bir şey yoktur..'' Çünkü eksik, tamdan fazla yer kaplar hayatımızda..
“Yalnızca yaşamlan boyu hiç sertlik ve düşmanlık görmemiş çocuklarda rastlanan, huzur ve özgürlükten kaynaklanan bir sevimlilik sembolü gibiydi küçük kız...”
“Ancak o kaçış bana bir gerçeği, hiç unutamayacağım bir gerçeği hatırlatmaya yetti: Vicdan anımsadıkça, hiçbir suç unutulmaz..”
“İnsanın kendini kandırma güdüsü sayesinde aslında çok iyi bildiği tehlikelerle onları yok sayarak başa çıkmaya çalışması doğruluğu kanıtlanmış bir gerçektir”
“iki tür acıma duygusu vardır. Birincisi, duygusal ve zayıf olan, başka birinin yaşadığı felaketlerden kaynaklanan acı ve hüzün olabildiğince çabuk kurtulmak için çırpınan yüreğin sabırsızlığıdır. Bu, bir acıyı birlikte…”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş