kendilerini üstün gören toplumsal çevrelerin, hakir gördükleri insanları kışkırtmak için yüzsüzce sarf ettikleri tarzda bir soru cümlesi yöneltmek üzereydi, Sen benim kim olduğumu biliyor musun.

Adı verilmeyen bir ülkede yeni yılın ilk gecesinden itibaren kimse ölmez. Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş, bu duyulmamış olayın yarattığı coşkuyla açılır: Ölümsüzlüğe kavuştuğunu sanan halk sokaklarda bayram eder, bayraklar asılır, kilise çanları susmak bilmez.
Sevinç kısa sürer. İnsanların ölmemesi zamanın durduğu anlamına gelmez; bedenler yaşlanmaya, hastalar tükenmeye devam eder. Bakımevleri ve hastaneler dolup taşar, aileler sonu gelmeyen bir bekleyişin yükü altında ezilir, cenaze işleri çöker, sigortacılar ve devlet kasası hesap yetiştiremez olur. Sonu gelmeyen bakım yükü aile bağlarını sınar, emeklilik ve miras düzeni anlamını yitirir, hükümet her hafta yeni bir çıkmazla boğuşur. Kilise ölümsüz bir dünyada kıyamet öğretisini savunamaz hale gelirken, sınırın ötesine hasta taşıyan karanlık bir ticaret filizlenir. Derken ölüm, umulmadık bir kimliğe bürünüp beklenmedik duygularla insanların arasına geri döner ve oyunun kurallarını yeniden yazar.
José Saramago, bu alegorik kurguda ölümsüzlük hayalinin ardındaki ahlaki ve kurumsal çöküşü ironik bir dille sergiler. Geçici olanla ebedi olan arasındaki ince çizgiyi mesel tadında işleyen roman, ölümün hayata anlam veren yüzünü şaşırtıcı bir şefkatle düşündürür.
Bookspace topluluğundan 10 gönderi
kendilerini üstün gören toplumsal çevrelerin, hakir gördükleri insanları kışkırtmak için yüzsüzce sarf ettikleri tarzda bir soru cümlesi yöneltmek üzereydi, Sen benim kim olduğumu biliyor musun.
Dünyada ölümün giremeyeceği bir tek yer vardır, Neresiymiş orası, Tabut,
Ümitlerin kaderi, biri yok olduğunda diğerinin ortaya çıkmasıdır, işte bu yüzden bunca hayal kırıklığına rağmen dünyadan silinip gitmemişlerdir.
Hiçbir şey anlamıyorum, sizinle konuştuğumda çıkışı olmayan bir labirentte kaybolduğumu hissediyorum...

Ümitlerin kaderi, biri yok olduğunda diğerinin ortaya çıkmasıdır, işte bu yüzden bunca hayal kırıklığına rağmen dünyadan silinip gitmemişlerdir.

İnsan olmanın ne demek olduğunu her geçen gün daha az bileceğiz.

Peki kendisini kozasına hapseden ve kapıyı ören ipekböceğinin ölüm anı hangisiydi, bir ölümden yeni bir yaşamın doğması nasıl olabiliyordu acaba, kelebeğin yaşamı böceğin ölümünden mi doğmuştu, yoksa kelebekte yaşadığına göre ipekböceği hiç ölmemiş miydi?

İnsan olmanın ne demek olduğunu her geçen gün daha az bileceğiz.

Biz, hüzünle yürüyenler, sizi, bugünün mutlu insanlarını, aramıza bekliyoruz.

Ölümler öldürdükleri canlıyla birlikte yok oluyorlar, ancak hepsinin üstünde âli bir ölüm de olmalı ve bu ölüm insanoğlunun ilk yaratıldığı andan bugüne kadar tüm ölümlerin sorumlusu olmalı, O halde ölümler arası bir astlık üstlük ilişkisi de bulunmalı,peki ya hayvanlar, en ilkel protozdan, mavi balinaya kadar, Aynen, peki bitkiler söz konusu olduğunda, diatomealardan dev sekoya ağacına kadar, Bildiğim kadarıyla tümünün başına aynı şey gelir, Öyleyse, her bireyin ayrı, kendine has ve devredilemez bir ölümü vardır.
“Hani derler ya, yaşamak ve görmek gerek, bu zamana bağlı bir sorundur ve bazı şeyleri görmek nasip olmazsa eğer, bu sadece yeterince yaşamadığımızdan olacaktır.”
“İnsan olmanın ne demek olduğunu her geçen gün daha az bileceğiz. Kehanetler Kitabı”
“Milletlerin ortak bilinci , istisnası olmayan kaidenin bulunmadığını söyler ,”
“...sözcükler çok hareketli varlıklardır, bir günleri bir günlerine uymaz, gölgeler gibi istikrarsızdırlar, bir bakarsınız vardırlar, bir bakarsınız yok olurlar, sabun köpüğü gibidirler, hatta salyangozların nefes alışı…”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş