
İnsanlardan nefret edecek gücü olmadığı gibi onları sevme arzusu da yoktu.

Fransa'daki iç savaş ve toplu kıyım günlerinde geçen başlık öyküsü, ölüm sırasını bekleyen mahkûmların tutulduğu karanlık bir hapishanede açılır. Birbirini seven iki genç, son arzuları olan evliliği Tanrı huzurunda gerçekleştirmek ister. Çevrelerindeki korkuya rağmen yapılan nikâh, tutuklulara kısa süreli bir dayanışma ve umut duygusu verir. Stefan Zweig, Lyon'da Düğün kitabının bu anlatısında tarihsel şiddeti büyük savaş sahneleriyle anlatmak yerine son ana sıkışmış insani bir seçim üzerinden ele alır. Sevgi, kaçınılmaz görünen son karşısında kişilerin kendi iradeleriyle kurduğu bir direnme biçimine dönüşür.
Kitaptaki diğer öyküler farklı hayatların kısa fakat belirleyici anlarına yönelir. Tanımadığı bir şehrin sokaklarında dolaşırken karşılaştığı olaylardan yaşamların çeşitliliğini fark eden bir adam ile rahatlık uğruna masumiyetinden uzaklaşmış bir genç kadının yeniden saf bir mutluluk yaşaması bu çerçeveyi genişletir. Zweig, kişilerin ruh hâllerini uzun yaşam öykülerinden çok yoğun karşılaşmalar, ani kararlar ve geçici aydınlanmalar aracılığıyla işler. Lyon'da Düğün, savaş, yalnızlık, pişmanlık ve sevgi temalarını birbirinden farklı iç dünyalarda buluşturan; küçük bir anın insanın bütün hayatına nasıl ağırlık verebildiğini gösteren bir öykü kitabıdır.
Bookspace topluluğundan 2 gönderi

İnsanlardan nefret edecek gücü olmadığı gibi onları sevme arzusu da yoktu.

Bir güzel kitabın daha sonuna geldik. Sırada ki ne olsa 🤔
“Önemli olan şey onun söyledikleri değil çünkü o hiç konuşmuyor. Ama ben onun cinayet işleyebilecek nitelikte biri olduğundan eminim.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş