
. Şöyle bir ikilem yaşıyorum: Seni bütünüyle kendime istiyorum; ama senin özgür olmanı, bağımsız olmanı da istiyorum - bana bağlı olmanı; ama, benden bağımsız olmanı

Oruç Aruoba'nın İle: İlişki Defteri kitabı, iki insan arasındaki bağın kurulmasını, sürmesini ve sona erdikten sonra bıraktığı izi düşünsel bir günce biçiminde araştırır. Eserin önce, ilişki defteri ve sonra olarak ayrılan üçlü yapısı, yakınlığı tek bir anın duygusu olmaktan çıkarıp zaman içinde değişen bir deneyim hâline getirir. Kısa parçalar, şiire yaklaşan yoğun cümleler ve kavramsal sorular birbirini izler. Sevgi, beraberlik ve ayrılık kişisel hatıraları aşarak kişinin kendisiyle ve ötekiyle kurduğu ilişkinin sınavına dönüşür. Metnin parçalı düzeni, ilişkinin doğrusal ilerlemediğini ve aynı sorunun farklı zamanlarda başka anlamlar kazandığını hissettirir. Başlıkta küçük harfle kurulan ile sözcüğü, birlikteliği bir nesneden çok bağ kurma hâli olarak öne çıkarır.
Aruoba'nın dili açıklayıcı bir öğreti kurmak yerine düşüncenin hareketini görünür kılar. Tekrarlar ve boşluklar, ilişkinin söylenebilen kısmıyla sessizlikte kalan tarafı arasında ritim yaratır. Kitap, yakınlığın iki kişiyi bütünüyle birleştirmediğini; farklılığı koruyarak yan yana kalmanın emek ve dikkat gerektirdiğini vurgular. Kesin bir yaşam tavsiyesine dönüşmeyen bu defter formu, kaybın ardından bile ilişkinin kişide sürdürdüğü düşünme ve değişme imkânını açık bırakır.
Bookspace topluluğundan 19 gönderi

. Şöyle bir ikilem yaşıyorum: Seni bütünüyle kendime istiyorum; ama senin özgür olmanı, bağımsız olmanı da istiyorum - bana bağlı olmanı; ama, benden bağımsız olmanı

"Bitirmek istemiyorum; ama, belki sürdürdüğüm bitmiş bir şeydir."

… Dolunaya kaç akşam kaldı? … Ne çıkar kaç akşam kaldığından dolunaya— Bu karanlık anı çalarken sorduk mu zamanı?

ll. "Sevgi nedir?'' diye sordun. Ben de şöyle dedim:- "Sevgi, birşeyin farkına varmak; sonra da, bir karara varmaktır. " İki 'varma'nın çakışması ..

(Ey Okur : sen de bunu aklından çıkarma, burada yazılmışları okurken : yanlış anlaman işten bile değil; hatta, doğru anlaman, neredeyse, olacak iş değil...)

Bu kadar şey yaşadıktan sonra, şu 'yaşam bilgeliği' denen şeyden bir nebze bile edinememiş olmama - ne demeli: garip mi, doğal mı? …

Hani sana birgün, "Bunu izsiz bırakmamalıyız-insanlar bilmeli bunun gerçek olabildiğini" demiştim; sen de, "Yaz" demiştin ya- işte, şimdi, bunu yapıyorum:

sevgi, iki insanın biribirlerinin yüzlerine bakmaları değil, birlikte aynı yöne bakmalarıdır.

[--] - seni, s e n olarak, özlüyorum ...

"Sen hızlandırdın" demiştin bana- ben de "Sen yavaşlattın" desem, şimdi; bunun 'olsaydı, olurdu' türünden sonucu ne olur, bilmiyorum : sen de aynı hızı tuttursaydın, tutturmak isteseydin- ne olurdu?-- o l u r muydu?!: H i ç bilmiyorum ... Olmadı ...

"Sen yaralısın - ben de senin yaralarını saracak durumda değilim galiba" dedim . Bu laftan tam ne anlayacağııru hala bilemiyorum - ama d o ğ r u . . . (-Ne demekse!) Anlarnlar hep yavaş oluşur benim kafamda -hani, biliyorsun : önce "yavaş yavaş", sonra "paldır küldür"! ... - Ve, tersi... Bir de, beni "tahmin edemeyeceği[m] kadar özlediği (n]i" söylemeni katmalıyım işe ... - Nasıl zor bir yol, bu yürüdüğümüz, nasıl engebeli, belalı! Bu defteri de adam edemedim!

“Seni bütünüyle kendime istiyorum; ama senin özgür olmanı, bağımsız olmanı da istiyorum. Bana bağlı olmanı; ama benden bağımsız olmanı.”

Özlem çeken, çıkar yolu olmayandır -yönünü yitirmiş olan... Değil başkası, kendisi bile yol gösteremez, özlem çekene

yine bir dönüm noktasındayım (karlar eriyor, güneş parlama yolunda, bitkilerim baharı çağırıyorlar...) ve sen, depderin, içimdesin. koyu kırmızıların benim hâlâ...

yine bir dönüm noktasındayım (karlar eriyor, güneş parlama yolunda, bitkilerim baharı çağırıyorlar...) ve sen, depderin, içimdesin.

boş bir pil gibiyim!

“bana kararsızlıkla gelmemelisin. geleceksen özgürce ve bilinçli bir isteklilikle gelmelisin."

ve tabiî, 'yürümek' - bu konuda kafamı nasıl bozmuş olduğumu biliyorsun : yürüme - birlikte yürüme... - daha ulu birşey bilmiyorum. - sevişmek bile, bütün yakınlığıyla, yüceliğiyle, güzelliğiyle; ama, patlayan ve sönen tutkusuyla, heyecanıyla, doyumuyla, birlikte yürümekten daha üstün değil - hele, bir de, birlikte gidilecek bir yer (bir amaç, bir erek) varsa... yürüyüş - ne kavram ama!...

'aşk', çünkü, önemsiz; giderek, değersiz birşeydir : kişinin 'başına', nedensizce; hatta, nesnesizce 'gelir' : neden şu kişiye âşık olmuşsundur; kimdir, âşık olduğun - belirsizdir - çünkü, yalnızca bir 'etkilenim', bir 'tutku'dur - işte : bir tutulmuşluktur... sevgi ise dünyanın en önemli; giderek de (enderliğinden mi acaba - herhalde...) en değerli şeyidir - çünkü, kişinin bilinçle ve tam da belirli bir kişiye yönelik, bulunabileceği en yoğun ve en yalın - anlamlı; amaçlı - eylemidir. düşün: sevgi, eylemdir.
“yine bir dönüm noktasındayım (karlar eriyor, güneş parlama yolunda, bitkilerim baharı çağırıyorlar...) ve sen, depderin, içimdesin.”
“Peki, bu pek 'geleneksel' ölçüler ile, yürütmeğe çalıştığın 'devrimci' özgürlük anlayışını nasıl bağdaştırıyorsun, Hemşerim?! Çuvalliyorsun!”
“sevgi, iki insanın biribirlerinin yüzlerine bakmaları değil, birlikte aynı yöne bakmalarıdır.”
“ve tabiî, 'yürümek' - bu konuda kafamı nasıl bozmuş olduğumu biliyorsun : yürüme - birlikte yürüme... - daha ulu birşey bilmiyorum. - sevişmek bile, bütün yakınlığıyla, yüceliğiyle, güzelliğiyle; ama, patlayan ve sönen…”
“aşk', çünkü, önemsiz; giderek, değersiz birşeydir : kişinin 'başına', nedensizce; hatta, nesnesizce 'gelir' : neden şu kişiye âşık olmuşsundur; kimdir, âşık olduğun - belirsizdir - çünkü, yalnızca bir 'etkilenim', bir…”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş