
Bizler kitaplar için yaşıyoruz. Kargaşa ve yozlaşmanın egemen olduğu bir dünyada hoş bir görev bu.

Umberto Eco'nun Gülün Adı romanı, 1327 yılında bir manastırda art arda yaşanan ölümleri araştıran Baskervilleli William ile genç yardımcısı Adso'yu izler. Kapalı manastır düzeni, geniş kütüphane ve teolojik tartışmalar soruşturmanın her adımını zorlaştırırken, William gözleme ve akıl yürütmeye dayanan yöntemiyle görünürde birbirinden kopuk işaretleri bir araya getirir. Adso'nun anlatıcı konumu, polisiye merakı tarihsel bir hatırlama duygusuyla birleştirir ve Orta Çağ dünyasının gündelik, siyasî ve düşünsel çatışmalarını canlı tutar. Soruşturmanın ilerleyişi, manastırdaki her kuralın ardında başka bir bilgi hiyerarşisi bulunduğunu açığa çıkarır.
Eco, cinayet bilmecesini bilginin kim tarafından korunacağı ve yorumun hangi noktada iktidara dönüşeceği sorularıyla genişletir. Kütüphane, kitapların saklandığı yer olmanın ötesinde erişim hakkının ve korkunun düzenlendiği bir labirenttir. Mizahın sınırları, yoksulluk tartışmaları ve kilise içindeki ayrışmalar soruşturmanın arka planını kurarken göstergelerin her zaman tek bir anlama gelmediğini hatırlatır. William'ın çözümleme tutkusu ile Adso'nun yıllar sonra kurduğu anlatı arasındaki mesafe, kesin bilginin kırılganlığını güçlendirir. Metin, tarihsel ayrıntıları düşünsel tartışmalarla iç içe geçirirken gizemin ritmini korur ve her yorumun yeni bir kör nokta yaratabileceğini gösterir. Tarihî roman ile dedektif anlatısının felsefî bir sorguda buluşması, çözüme yaklaşmanın hakikati bütünüyle ele geçirmek anlamına gelmediği düşüncesini metnin en kalıcı gerilimine dönüştürür.
Bookspace topluluğundan 25 gönderi

Bizler kitaplar için yaşıyoruz. Kargaşa ve yozlaşmanın egemen olduğu bir dünyada hoş bir görev bu.

Çok bilgelikte acı vardır. Bilgisini arttıran acısını da arttırır.

"Başlangıçta Söz vardı ve Söz Tanrı katındaydı ve Söz Tanrı'ydı." Gülün Adı /Umberto Eco

Kent bugün, zengin din adamlarının yoksul ve aç insanlara 'erdem' üstüne vaaz verdikleri bir rezillik yeridir.

Her gerçek her kulağa göre değildir.

Her şeyde bir erinç aradım ama hiçbir yerde bulamadım; bir kitapla çekildiğim köşeden başka.

Korku aracılığıyla ruhu günahtan uzak tutup başkaldırının yerine korkuyu koymayı umuyorlar.

her şeyde huzur aradım; ama hiçbir yerde bulamadım, bir kitapla çekildiğim köşeden başka.

İnsan gereğinden çok konuşarak da, gereğinden çok susarak da günah işleyebilir.

Bizler kitaplar için yaşıyoruz. Kargaşa ve yozlaşmanın egemen olduğu bir dünyada hoş bir görev bu.

"Eğer adalet diye bir şey olsaydı, şeytan bu gece alıp götürürdü onu."

"Her gerçek her kulağa göre değildir."

Bu dünya tipik bir labirent gibidir. Girişi kolay, çıkışı çetindir.

Her gerçek her kulağa göre değildir.

“Belki de Adso insanları sevenlerin görevi onları güldürmektir, gerçeğe güldürmektir, gerçeği güldürmektir. Çünkü biricik gerçek, gerçeğe duyulan çılgın tutkudan kendimizi alıkoyabilmektir.” Aristoteles’in Poetikasını korumak için romanın sonuna kadar savaşan savaşçı, gerçeğe tutkun rahip William’ın Poetikanın, Avrupa’nın en büyük kütüphanesinde yanarken izlediği anda çömezi Adso’ya yenilgisini kabul edercesine söylediği “tiradı”.

Bir çoban yanılgıya düşerse öteki çobanlardan ayrı tutulmalıdır; ama eğer koyunlar çobanlara güvensizlik duymaya başlarsa vay halimize.

Maymunlar gülmez. Gülmek insani bir özelliktir.

Deliler ve çocuklar her zaman gerçeği söylerler.

İbn Sina, aşkı, insanın karşı cinsten birinin yüz çizgilerini, el kol devinimlerini ve davranışlarını durup durup düşünmekten doğan sürekli bir hüzün düşüncesi olarak tanımlıyordu. Bir hastalık olarak doğmuyordu, ama doyurulmazsa bir saplantıya dönüşüyordu.

İbn-i Sina, aşkı, insanın karşı cinsten birinin yüz çizgilerini, el kol devinimlerini ve davranışlarını durup durup düşünmekten doğan sürekli bir hüzün düşüncesi olarak tanımlıyordu.

her yerde huzuru aradim ancak hiçbir yerde bulamadım;yalnız bir kitapla çekildiğim bir köşeden başka...

Sevginin nedeninin iyilik olduğunu ve iyi olan şeyin bilgiyle tanımlanabileceğini ve insanın ancak iyi olduğunu öğrendiği şeyi sevebileceğini biliyorum şimdi.

....bir şey yapıyorsunuz ve niçin yaptığınızı biliyorsunuz, ama ne yaptığınızı, niçin bildiğinizi bilmiyorsunuz.
Her gerçek her kulağa göre değildir.
“Bizler kitaplar için yaşıyoruz. Kargaşa ve yozlaşmanın egemen olduğu bir dünyada hoş bir görev bu.”
“Stat rosa pristina nomine, nomina nuda tenemus. "Adıyla var bir zamanlar gül olan; salt adlar kalır elimizde.”
“Başlangıçta Söz vardı ve Söz Tanrı katındaydı ve Söz Tanrı'ydı." Gülün Adı /Umberto Eco”
“Gençler artık hiçbir şey öğrenmek istemiyorlar, bilim geriliyor, tüm dünya tepetaklak olmuş, körler körleri yönetiyor ve onları uçuruma sürüklüyorlar, kuşlar daha uçmayı öğrenmeden yuvadan ayrılıyor, eşekler çalıyor…”
“Her gerçek her kulağa uygun değildir…”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş