
Dışarıdan soğuk biri sanılma olayını seviyorum. Potansiyel insan ilişkilerini önlüyor.

Charles Bukowski'nin Ekmek Arası romanı, yazarın tekrar eden kurmaca kişisi Henry Chinaski'nin çocukluk ve gençlik yıllarını Büyük Buhran dönemi Los Angeles'ında izler. Sert bir aile ortamı, okulda dışlanma, yoksulluk ve bedenine ilişkin güvensizlikler Henry'nin dünyayla kurduğu mesafeyi belirler. Anlatı bu deneyimleri yetişkin bir bilgenin sakin hatıraları gibi değil, öfke, utanç ve kara mizahın iç içe geçtiği doğrudan bir sesle verir. Chinaski'nin kitaplara, spora ve alkole yönelişi, ait olamadığı çevrelerde kendine bir dayanma alanı aramasının farklı biçimleridir. Okul arkadaşlarıyla çatışmaları ve ilk iş deneyimleri, genç karakterin dünyaya karşı geliştirdiği sert kabuğun nasıl oluştuğunu gösterir. Los Angeles’ın mahalleleri, ev ile okul arasındaki baskının ekonomik arka planını somutlaştırır. Mizah, ağır deneyimleri hafifletmekten çok onların içindeki çelişkiyi duyulur hâle getirir.
Romanın yarı otobiyografik niteliği, anlatılanları belgeye dönüştürmez; Bukowski kişisel malzemeyi sınıf, erkeklik ve şiddet üzerine kurmaca bir sorguya çevirir. Kısa cümleler ve gösterişsiz ayrıntılar, dönemin ekonomik baskısını gündelik aşağılanmalar üzerinden hissettirir. Henry'nin saldırganlığı savunma kadar zarar verme ihtimalini de taşır ve anlatı onu kolayca kahramanlaştırmaz. Yetişkinliğe geçişin bütün sonuçlarını açmadan kalan etki, kişinin kendisini reddeden bir dünyada sesini bulmasının hem direnç hem de yalnızlık üretebildiğidir.
Bookspace topluluğundan 17 gönderi

Dışarıdan soğuk biri sanılma olayını seviyorum. Potansiyel insan ilişkilerini önlüyor.

İnsanların çoğu, hayatlarının sonuna kadar sadece hayatta kalmaya çalışıyorlardı."

"Papyonunun mavisinden daha açık bir maviydi gözleri. Gözleri neredeyse harikuladeydiler."

İlgi duymuyordum.Hiçbir şeye ilgi duymuyordum.Nasıl kaçabileceğime dair fikrim yoktu.Diğerleri yaşamdan tat alıyorlardı hiç olmazsa.Benim anlamadığım bir şeyi anlamışlardı sanki.

Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı tıraşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam.

Kahkahalar atan çocukların parlak arabalarına bindikleri için asla affetmeyeceğim o kızları. Ellerinde değildi tabii ki, ama yine de belki diye düşünüyor insan... Ama hayır, belkiler filan yoktu. Varlıklı olmak zafer demekti ve zafer tek gerçekti. Hangi kadın bir bulaşıkçıyla yaşamayı seçer?

Kelebeklerin ve arıların arzuladığı bir çiçek olmak varken sinekleri cezbeden bir bok parçasıydım.
Sıradan bireyin yaşamı sıkıcı, ölümden de beterdi. Başka çarem yoktu. Eğitim bir tuzaktı sadece. Aldığım azıcık eğitim beni daha şüpheci yapmıştı zaten. Doktorlar, avukatlar, bilim adamları, neydi bunlar? - Bireysel davranış ve düşünme özgürlüğünü kaybetmiş insanlar. Barakama dönüp içtim.

Çok şey istemiyordum hayattan, sadece yalnız bırakılmak.

"Aşk, sabahın üçünde ter içinde uyanıp yanında kimin olduğunu hatırlamaya çalışmak değildi; aşk, o terin içinde yan yana erimeye razı olmaktı."

"Hayat zordu, insanlar sahteydi ama tenin sıcaklığı gerçektir. En azından sabaha kadar her şeyi unutmana yardım eder."
içki olmasaydı boğazımı çoktan kesmiştim." "Palavra." "İşe yarayan hiçbir şey palavra değildir. Pershing Meydanı'ndaki vaizlerin kendi Tann'ları var. Kendi tanrımın kanını içiyorum ben." Bardağımı diktim ve boşalttım. "Gerçeklerden kaçıyorsun sen." "Neden olmasın?" "Gerçeklerden kaçarsan asla iyi bir yazar olamazsın." "Ne zırvalıyorsun sen? Yazarların yaptığı bu\"

Nefret ettiğin insanla iyi geçinme çabasına siz medeniyet diyorsunuz, ben sahtekarlık diyorum

üniversiteler dışarıda, gerçek dünyanın seni neleri beklediğinden söz etmiyorlardı. beynini teorilerle dolduruyor kaldırımların ne kadar sert olduğunu söylemiyorlardı
'Şarap nefisti. Tekrar doldurdum bardağımı. Savaş. Bakirdim henüz. Bir kadının ne olduğunu bile öğrenemeden tarih uğruna paramparça olmayı düşünebiliyor musunuz? Veya bir otomobil sahibi bile olamadan. Kimi savunacaktım? Başkasını. S..inde bile olmadığım başka birini. Savaşta ölmek savaşların çıkmasını engellemiyordu.' Başlangıçta satırlar insana çok aykırı gibi gelse de günümüzde 'sabredin, şükredin, şehit olun' diyenlerin yalılarda, saraylarda yaşayıp askerlik bile yapmadan imtiyazlara sahip olduğunu gördükçe tamamen isabetli tespitler demekten alıkoyamıyorsunuz kendinizi ...
İçkiye pek dayanıklı değildiler. Viskiyle şarabı karıştırmaları iyi olmamıştı onlar için. Biraz sallanıyorlardı. Uçanayak dolabın üstüne devrilerek küllüklerden birini yere düşürdü. İkiye ayrıldı küllük. "Kaldır," dedim. "Hiç bi bok kaldırmam," dedi. " 'Kaldır' dedim sana!" "Bi bok kaldırmam." Jimmy eğilip kırık küllüğü kaldırdı. "Gidin burdan," dedim. "Kovamazsın beni," dedi Uçanayak. "Peki," dedim, "Ağzını bi kez daha açar, bi laf daha edersen kafanı kıçından çıkaramayacaksın!" "Gidelim Uçanayak," dedi Jimmy. Kapıyı açtım, yalpalayarak geçtiler yanımdan. Holün sonundaki merdivenlere kadar peşlerinden gittim. Durduk orda. "Görüşürüz Hank," dedi Jimmy. "Kendine iyi bak." "Tamam Jim ..." "Dinle," dedi Uçanayak, "sen..." Bir sağ direk çaktım ağzına. Sırtüstü yuvarlandı merdivenlerden aşağı, sağa sola çarparak. Aynı yapıdaydık. 1.80 ve 80 kilo, çıkardığı sesi bir blok öteden duyabilirdin.
Agnostiklerin tartışacak pek bir şeyleri yoktur
“"Aşk, sabahın üçünde ter içinde uyanıp yanında kimin olduğunu hatırlamaya çalışmak değildi; aşk, o terin içinde yan yana erimeye razı olmaktı.”
“azimli olmadığım doğru ama azimli olmayanların da yaşayabilicekleri bir yer olmalıydı, mevcut yerlerden daha iyi bir yeri kastediyorum. charles BUKOWSKİ”
“"Hayat zordu, insanlar sahteydi ama tenin sıcaklığı gerçektir. En azından sabaha kadar her şeyi unutmana yardım eder.”
“"Beni öptüğünde dünya durmuyordu belki ama içimdeki o bitmek bilmeyen uğultu kesiliyordu. En azından o an için.”
“Onunla yatmak istiyordum ama sadece seks değildi bu. Onunla o kadar çok dolmak istiyordum ki, dünyanın geri kalanı tamamen dışarıda kalsın, sadece o ve ben o karanlık odada yok olalım.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş