Mayıs ayında böğürtlenler çiçek açarken yağan beklenmedik kar, Böğürtlen Kışı içinde alışılmış mevsim düzenini bozan bir işarete dönüşür. Baharla yaz arasına giren bu soğuk, hayatın akışını değiştiren kayıpların ve beklenmedik başlangıçların simgesidir. Mevsimlerin sırası değişirken insanlar da geçmişte yarım kalan acılarla yeniden karşılaşır. Doğadaki kısa süreli sapma, insan hayatında yıllarca etkisini sürdürebilen bir kırılmayı somutlaştırır.
Hikâyenin duygusal merkezinde büyümeden kaybedilen bir çocuk, yaşanamadan yitirilen bir aşk ve anneliğin taşıdığı derin özlem bulunur. Kayıp, kişileri uzun bir arayışa iter; tesadüfler sabrı sınar ve ertelenmiş hesaplaşmaların yönünü değiştirir. Soğuk, kimi zaman acıyı geri getirirken kimi zaman yeni bir huzurun mümkün olabileceğini hissettirir. Geçmişte cevapsız kalan sorular, umudun bütünüyle kaybolmasına izin vermeyen bir arama duygusunu canlı tutar.
Sarah Jio, mevsim dışı kar imgesini kaderin beklenmedik dönüşleriyle birleştirir. Yılların kederi nasıl dönüştürdüğü ve umudun en ağır kayıpların ardından bile nasıl korunabildiği anlatının merkezindedir. Başlangıç ile sonun birbirine dokunduğu yapı, annelik, yas ve yeniden bağ kurma ihtiyacını duygusal bir atmosfer içinde ele alır. Karın soğuğu ile böğürtlen çiçeğinin canlılığı arasındaki karşıtlık, acı ve huzurun aynı yaşamda yer bulabileceğini düşündürür. Arayış, kaybedileni geri getirme isteğinin yanında kişinin kendi sabrı ve sevgisiyle yüzleşmesini de sağlar.