
İnsan benzemeye en korktuğuna benzemez mi aslında?

Buket Uzuner'in Balık İzlerinin Sesi romanında Afife Piri, kendilerini sıradan dünyadan farklı gören insanların davet edildiği uluslararası bir programa katılır. Piri Reis'in soyundan geldiğine inanan Afife, seksen yedi ‘seçilmiş’ kişiyle birlikte adı verilmeyen bir İskandinav kentindeki merkeze yerleşir. Farklı ülkelerden gelen bu topluluk, yeteneklerini özgürce geliştirebilecekleri bir ortam beklerken merkezin kuralları ve amaçları giderek kuşku uyandırır.
Afife'nin çevresinde gerçek kişilerle kurmaca figürler arasındaki sınır esner; Romain Gary'nin varlığı bile anlatının gerçeklik duygusunu bilinçli biçimde sarsar. Programı yöneten Dr. Gunnar'ın tutumu, seçilmiş olmanın bir ayrıcalık mı, denetim biçimi mi olduğu sorusunu büyütür. Grup üyeleri kendi farklılıklarını korumaya çalışırken ‘normal’ sayılan dünyanın baskısı merkezin içine kadar uzanır. Afife'nin gözlemleri, aidiyet arzusuyla bağımsız kalma isteği arasındaki gerilimi taşır.
Balık İzlerinin Sesi, ütopya ile paranoya, yaratıcılık ile uyum baskısı arasında dolaşan fantastik bir romandır. Uzuner, seçkinlik fikrini yüceltmek yerine onun yalnızlık, dışlanma ve iktidarla bağlarını sınar. Mekânların serin atmosferi ve anlatının oyunlu yapısı, Afife'nin kendisiyle dünya arasında kurduğu ilişkinin güvenilirliğini sürekli yeniden düşündürür.
Bookspace topluluğundan 2 gönderi

İnsan benzemeye en korktuğuna benzemez mi aslında?

"... aşk çok cesur olmayı gerektirir ve cesareti daima sınar, hep zorlar!..."
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş