
Tek kişilik olması aşkın gücünü eksiltmiyor.

Akademisyen Orhan, büyük bir tutkuyla bağlandığı Firdevs'in peşinden giderken kendi geçmişindeki travmalarla ve karşılıksız kalma korkusuyla mücadele eder. Tarık Tufan, Âşıklara Yer Yok romanında aşk ile bağımlılık arasındaki sınırı, insanın kendini bağışlayamamasıyla birleşen karanlık bir iç çatışma olarak kurar. Gece yarısı gelen bir telefon Orhan'ı sayfiye kasabası Saklıkuyu'ya götürür. Burada geçmişte hastane olarak kullanılmış, Osmanlı sarayına ve İstanbul'un eski zenginlerine dair sırlar taşıyan bir köşkte kalmaya başlar.
Köşkün odaları ve kasabanın kapalı atmosferi, Orhan'ın zihnindeki anılarla gerçeklik arasındaki çizgiyi bulanıklaştırır. Kasabanın sessizliği bu belirsizliği sürekli derinleştirir. Hatıralarına hapsolmuş Defne ve diğer komşular, kendi yaralı hikâyeleriyle onun arayışına katılır. Firdevs'in ortadan kaybolması, Orhan'ın hem sevdiği kadının izini sürmesini hem de kendisini bu noktaya getiren seçimlerle yüzleşmesini zorunlu kılar. Tufan, gizem unsurunu aşkın sahiplenme, kayıp ve suçlulukla kesiştiği psikolojik bir anlatıya bağlar. Âşıklara Yer Yok, çözümü açıklamadan tutkuyla bağımlılık, hatırlamakla bağışlamak ve kaçışla yüzleşme arasındaki gerilimi izleyen; gerçek ile hayalin iç içe geçtiği duygusal bir romandır.
Bookspace topluluğundan 16 gönderi

Tek kişilik olması aşkın gücünü eksiltmiyor.

Mekanları eve dönüştüren, insanın yüreğindeki duygulardır.

Gitmek, insanın iradesi değil, yazgısıdır. İnsan istediğinde değil ancak zamanı geldiğinde gidebilir.

Kendimi bulabilmek için aynalarla doldurdum evimi. Aslına bakarsanız kendini bulabilmek için başka bir yere bakmak acizliktir. Bunu itiraf etmekte bir beis yok. Keşke yeteri kadar gücüm ve cesaretim olsaydı da içime bakabilseydim. Tabii görebilecek bir göze, anlayabilecek bir kalbe ihtiyaç var, onu da zamanla öğreniyor insan.

Kim bilir, belki de umutların tümden kesildiği hayata cehennem diyoruz.

Zaten mesele de bu: Bu dünyada en güçlü olduğumuzu zannettiğimiz şeylerle sınanıyoruz.

İnsan kaderin karşısındaki çaresizliğini gizlemek uğruna tesadüf diye bir kelime uydurdu. Asıl gizlemek istediği iradesinin zayıflığından doğan acıydı. Beklenmedik her karşılaşma insanı bir diğer büyük karşılaşmaya hazırlamak içindir belki de. Rastlantı gibi görünen bu çarpışmalar, kaderin büyük zincirinin halkalarıdır ve mühim olan insanı bekleyen o son yüzleşmeye hazır olmaktır.

Kırılgan hayatındaki mutlu anlarını hikayelerin içinde sarıp sarmalayarak muhafaza ediyordu.

Kim bilir, belki de cehennem insanın kendini bağışlayamamasıdır.

Dünyadaki hiçbir mesafe kaderin birbirine yakınlaştırdığı insanlara engel olamaz.

"Mutlu sonla biten masal yoktur, insanın inanmak istediklerine gönüllü olarak kanması vardır."

Sinirlerim darmadağındı, sakinliğe ihtiyacım vardı, gerekirse bir mezarın içine girebilirdim.

Kim bilir, belki de cehennem insanın kendini bağışlayamamasıdır.

"insan bazen kaybolur. Benim de başıma geldi Kendimi aramaya başladım."

En neşeli anlarımızda bile içimizde bir yerde, küçük de olsa bir hüzün saklı duruyordu.

Aynı güzergahta gitmek, aynı yolu gitmek demek değildir. Yol; üzerinde gittiğimiz asfalttan, sağımızdaki solumuzdaki tabelalardan, etrafımızdaki manzaradan, evlerden, ağaçlardan mi ibarettir? Yolun mânâsı, taşta, toprakta değil, insanda görünür. Her gün değişik insanlarla karşılaşıyorum, hiçbir gün aynı yolu gitmiyorum. Aynı insanların bindiği de oluyor, suretlerini tanıyorum ama onlar da her gün başka bir haletiruhiyede olduklarından, aslında aynı insanlar değiller.
“Beni yaralarım değil, dilimi lâl eden gururum öldürecek.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş